, , , , , , ,

RÖPORTAJ: ZEO JAWEED

Cumartesi, Eylül 17, 2016

Dönemin reyting rekorları kıran yarışma programı O Ses Türkiye...
Hemen hemen herkesin sevgisini kazanan adam Zeo Jaweed!

Müzik dünyasına "Zeoloji" adını taşıyan albümü ile merhaba diyen Zeo Jaweed ile geçtiğimiz günlerde Dilimin Ayarı Yok okuyucuları için sıcak ve samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Zeo'nun da kesinlikle dilinin ayarı yokmuş, ben de bu röportajda bunu anlamış oldum.

Seninle birlikte 7’den 70’e herkesin rap müzik dinlerken de duygulanabildiğini ve rap kültürünün de insanların içine işleyebileceğini görmüş olduk. Neler hissediyorsun?
Samimi olmadığım bir süreç vardı müzik hayatımda benim. Çocuk aklı da denilebilir. Bir kibrim vardı. Rap yapıyorsun, rap müziğin belli bir tavrı var. İzliyor olduğun, dinliyor olduğun adamlardan etkileniyorsun. Hayatını buna göre kurguluyorsun. Bu süre içinde çok sevdiğim ve değer verdiğim insanların bana bakış açılarını ve algılarını değiştirdim. Bunun bana bir çıkar sağlamadığını gördüm. Sonra dedim ki bir gün kendime "Ben bu değilim." çünkü ben bu değilim. Yaşıyor olduğum hayat ortada, ailem ortada, annem ortada, ablam ortada... İnsanlar görebiliyorlar beni. Bir yeğenim var, yani ben bu değilim. Tamam, rap yapıyor olabilirim ama ben bu değilim. Ben, ben olmaya başladığım günden itibaren kibrimi arka plana alıp da ben olmaya başladığım dönemde ilk başta ailem içindeki değişimi ve yaklaşımı gördüm. Gün geçtikçe basamak basamak işimdeki etkisini gördüm. İnsanlar bana şunu diyorlar: "Çok samimisin." Hayır, ben benim. Bu sence samimiyet çünkü benim tek bir sermayem var artık, o. Paralı da konser yapıyorum, ücretsiz de yapıyorum çünkü ben bu işi sevdiğim için yapıyorum. Ben çalışmıyorum. Ben hep yapmak istediğim şeyi yapıyorum. Yazdıklarımı okuyorum, yaşadıklarımı yazıyorum. İnsanlar da kendi hayatlarından bir şeyler buluyorlar. Duygusal bir şarkı yazmak için masaya hiç oturmadım ama dinlediğim bir müzik beni neye sürüklediyse, yaşadıklarımla senkronize ettim onları ve o çıktı. Duygulanıp sevinebiliyoruz, üzülebiliyoruz, ağlayabiliyoruz ama ben bunların hiçbirini yapmak için yapmıyorum. Ben, ben olduğum için yapıyorum artık ve böyle seviliyorum. Belki de farkım bu.

Kasmıyorsun yani?
Kasılmıyorum, neysem oyum. Mesela bir dinleyicim bana "Seninle fotoğraf çekilmem için ne yapmam lazım?" yazmış Instagram'dan. Bir şey yapman lazım değil. Direkt girdim, konuşmalar duruyor hâlâ. "Nerede oturuyorsun?" dedim, "Mecidiyeköy abi." dedi. Dedim "Ben Beşiktaş’tayım kardeşim, gelir misin?", "Koşarım ya ne diyorsun!" dedi. Çocuk şok! Evet, şöyle durmak var (kasılarak) ve bu yapılabilir de ben böyle rahatım. Ben böyle özgürüm, hürüm çünkü benim senden bir farkım yok. Ben sadece yeteneğimi keşfettim, rap yapıyorum. O kadar.

Bu yeteneğini nasıl keşfettin peki?
Ben başta müzik yaparak başladım. Kick'leri, snare'ları yerleştiriyordum. Nota bilgim yok. Tuşlara basıyorum, kendi kulağıma hoş geldiği şekilde bir şeyler oluşturmaya başladım. Ama sürekli rap dinlediğim için de yaptığım müzikler rap kültüründeydi. Bunların üzerine şiirsel bir şeyler yazmak istedim ve onun adı şu an rap.

Şarkılarında alışılagelmemiş cümleler duyuyoruz. Yazarken sözlük kullanıyor musun?
Hayır ama çok okuyorum. Kitap okumayı, dergi okumayı çok severim. Bulduğum her şeyi okumayı severim. Araştırmayı çok seviyorum. Ben okumadım. Liseye geçtiğimde  lisenin dört yıl olacağını söylediler, ben lise 1’i dört sene okudum. Kendi yazdıklarımı okumak daha çok hoşuma gidiyordu. Aynı zamanda interneti doğru kullandığıma inanıyorum. Araştırıyorum. Merak ettiğim şeyi bir kişinin kaleminden okumuyorum, olabildiğince perspektif bir şekilde birden çok yerde araştırıyorum. Alışılagelmemiş olan kısmı belki de buradan geliyor çünkü bir kişi üzerinden araştırsaydım onun lügatına göre hareket ediyor olurdum. Yapımda merak ettiğim şeyi çok araştırmak, herkesin kelime haznesinden bir şey kapıyor olmak var. Bunu fark ettiğimde ise cümlelerimin çok net olduğunu gördüm. Geçen gün YouNow yayınında Destan çok güzel bir soru sordu: "Şarkılarının içinde var mı 'Ah ulan!' dediğin bir cümle?" "Çok var." "E bir tane söyle." "Yaptıklarıma günah deyip yaşadıklarıma kader demek fazla canımı sıkıyor." Bu benim şarkı sözüm. Mesela "Küllüğümde biriktiriyorum hayallerimi." Bir anlamı var, evet ama ben aynı zamanda yaşıyor olduğum şeyi yazıyorum. Hepimizin yaptığı şeyleri dile getiriyorum, hatırlatıyorum aslında. Hepimizin aklından geçen şeyleri ifade ediyorum belki de.

Hayatımıza O Ses Türkiye ile girdin, o süreçten biraz bahseder misin?
Ben O Ses Türkiye yarışmasına başvuru yapmadım. Bir gün bir toplantı çıkışında telefonum çaldı. Tanımadığım numaraları açmama takıntısı vardır bende. Açmadım, üç-beş kere çaldı. Mesaj geldi: "Ben Acun Medya’dan Çağrı..." Öncesinde Yetenek Sizsiniz Türkiye serüvenim var. "Katıl!", "Katılmam abi." Şöyle 15-20 dakikalık bir konuşma yaptık. Orası show programı, müzik değil. Doğru muyum? Evet. E ben de  show adamı değilim. Kaldıramam, kaldıramazlar. Ben mülayim, kendi hâlinde rap yapan bir adamım yani. Show yapamıyorum, benim yapımda o yok. "Senden olur." dediler, araç gönderdiler bana. Bastım gittim. Jüriyi bilmiyorum çünkü yarışmayı hiç izlemedim. Hadise’yi biliyorum ama. O demirbaşı ya oranın. (gülüyor)

"Kim var abi?" dedim. Bir baktım ki kadro çok keyifli ve güzel. "Tamam abi, ben prova yapacak mıyım?" dedim. "O kadar vaktimiz yok." dediler. Beni bir sahneye attılar, kendi sesimi bile duymuyorum. Ben sahneye hiç yürüyerek çıkmadım o yarışmada, hepsinde koşarak çıktım. Bana şu soruyu sorduklarında biliyordum: "Jürileri döndürür müsün?" Dört döndürürüm. Çünkü niye? Ben onların ilk defa duyacağı cümleleri sarf edeceğim, ilk defa duyacakları notaları seslendireceğim. Dolayısıyla o merak onların dönmesine vesile olacak. E rakiplerime göre dezavantajım çok. Onlar yıllardır bilinen şarkıları okuyacaklar. Ben kendim bile bilmiyor olduğum şarkıları okuyacağım ama bunun üstesinden gelebilirim. Onlardan daha fazla tecrübem hatta orada jüri koltuğunda oturan kişilerden bile daha fazla tecrübem var çünkü kendi müziğimi yapıyorum, kendi sözümü yazıyorum. Hiç kimseye para verip bir şey almıyorum. Bunun rahatlığıyla çıktım. "Birinci olur musun?" diye soruyorlardı bana. Ben Allah’tan hayırlısını istiyordum. O kadar şans eseri gelişti ki yarışmaya girişim, final görmek hayalim bile değildi. Gittiği yere kadar gideceğini biliyordum. Finale kadar gittik, sözleri unuttuk ve elendik. Kulise gittiğimde şu cümleyi söylediğimi hatırlıyorum: "Üstümden bir yük kalktı.", "Niye oğlum, manyak mısın sen? Birincilik adayıyken dördüncü oldun." Hayır abi, ben yarın uyku uyuyacağım. Şarkı yazmayacağım. Onun mutluluğunu yaşıyordum. Bugüne kadar bu tür yarışmalardan çıkan insanların hepsini gördük, şu an göremediğimiz gibi. Ben öyle olmayacağımı tahmin ediyordum çünkü o yarışmaların hiçbirinde rap yoktu.

Zeo’nun hayatında yarışmadan sonra neler değişti?
İnsanlar tanıyor. Normalde paramla gidip yediğim içtiğim yerlerde adam "Mekânıma şeref verdin!" diyor, misafir edip uğurluyor. Komik, tatlı, keyifli. Rap müziğe hiç sıcak bakmayan, farklı kültürlerden insanların bile rap müziği değil de Zeo’yu dinlediğini ve sevdiğini görüyorum. Bu mutluluk, huzur verici bir şey. Düşünsenize, siz futbolu bir futbolcu yüzünden seviyorsunuz. Adam da rap müziği  Zeo için seviyor. Bu çok gurur verici bir şey.

Röportajdan bir enstantane...
Ailenin rap müziğe bakış açısı nasıldı?
11 yılımı ben sadece aileme bu işin hobi değil, benim için iş olduğunu kanıtlamakla geçirdim. Ekipmanlarımı yenilemek için ne iş varsa hepsini yaptım. Bundan da erinmiyorum, gocunmuyorum. 11 yılın sonunda annem bana "Ben hiç böyle hayal etmedim oğlum." dedi. Şimdi sen beni hangi yarışmaya sokarsan sok, bir bu kadar değil. Bu ne demek, biliyor musun?  Üfff! Ben sana burada bir yıl anlatırım bunu ama hissettiremem yani. O çok başka bir şey çünkü aile içinde bir savaş var, babanız yok. Sizi kadınlar büyütüyor. Sizin kadınlara karşı sorumluluklarınız var ve rap yapıyorsunuz. Aile içindeki kendini kayda değer sanan diğer insanlar da annenizi ve ablanızı ayrı ayrı odalara çekerek "Kadınları aşağılayan bir müzik türüyle ilgileniyor, siz nasıl bir ebeveynsiniz! Bunlar uyuşturucu kullanıyor. Ya bu çocuk da böyle olursa? Bunlar hapiste hayatını geçirerek  müzik yapan adamlar. Siz bu çocuğun bu müziği yapmasına izin veriyorsunuz!" diyorlar. O insanlar bugün o kötüledikleri insanla övünüyorlar. Bu kendi tükürüğünde boğulmaktır. Aileme yaşattığım gururu her saniye yaşıyorum.

Rap müziğin kendi içinde alt başlıklara ayrıldığını düşünüyorum. Politik rap, apolitik rap, faşist rap... Senin yaptığın rap müziğin bir tarzı var mı?
Rap zaten protest bir müzik, dünyada bu böyle. Türkiye’de her şey çabuk tüketildiği için çok çabuk yozlaşabiliyor. Rap birdenbire girdi hayatımıza, kimse ne olduğunu anlamadı. Herkes bir örnek alıp kendincesini yorumladı bu işin. Politik yapanı da var, apolitik yapanı da var. "Adana merkez, patlıyor herkes" diyeni de var, "Ben seni sevdim, sen ne yaptın? Allah belanı versin!" diyeni de. Her telden çalanı var. Yaşadığı aşkı, acısını anlatan var. Kendini ifade ediyor olmanın tek yolu müzik değildir. Sen kendini ifade etmek istiyorsun diye sadece müzik yapmak zorunda değilsin. Bir resimle de bunu anlatabilirsin. Belki bu kulvarda başarılısındır. Benim önüme geçme. Hoş, benim önüme geçersen ben zaten seni ezer geçerim. Benim için hiç problem değil. Zaten 12 yıldır bu işi yapıyorum ve nelerle savaş verdiğimi, kimlerle "diss"leştiğimi de biliyorum. "Yanımda olursan kazanırsın" politikasıyla hareket ediyorum ve bu benim net tavrım. Eğer önüme geçersen de ezerim. Politik olabilirsin, apolitik olabilirsin. Uyuşturucuda yaşadığın kafayı anlatıyor olabilirsin. Anlattığım her şekilde müzik yapabilirsin ama lütfen kendi hayatına saygı duyulmasını istiyorsan diğer  insanların hayatına saygı duyarak hareket et. Bunu bu şekilde yapmazsan kendine de saygın yoktur ve kendine saygısı olmayan insanlar çok çabuk yok olurlar. Benim bir siyasi görüşüm vardır ya da yoktur. Bunu eleştirmek kimsenin haddine değildir çünkü ben Allahın bana verdiği hayatı yaşıyorum. Senin isteklerin doğrultusunda yaşayacaksam orası askeriye olur muhtemelen.

"Zeoloji" çok net bir rap albümü değil. İnsanlara bir anda soğuk duş etkisi yapamam. Çok isterim bundan üç-dört yıl önceki gibi özüyle rap yapmayı ama önce zihin temizlememiz gerekiyor.

İdolün var mı?
Türkiye’de mi?

Evet...
Hayır.

Dünyada?
Çok... İdol derken şarkılarını ve şarkılarında anlattıklarını idol olarak görüyorum diyebilirim. Tupac Shakur'u çok seviyorum, The Notorious B.I.G'yi çok seviyorum. Yelawolf’u çok seviyorum. Tech N9ne'ı çok seviyorum. Eminem zaten sevilmeyecek bir adam değil. Busta Rhymes'ın bu işteki matematiği bence dâhiyane. Onu çok seviyorum.

Şarkılarını yazarken yaptığın bir totem var mı?
Doğal bir kaynak ışığı olduğu için mi bilmiyorum ama mum ışığı gerçekten bana terapi gibi geliyor. Hatta bununla ilgili "Mum Işığı" adında bir şarkım var albümde. "İnan her hafta yapıyorum karanlık odada mum seansları / Aynı kokar tüm esansları / Elbet ayna korkar tüm esasları çıkardığında çünkü geriye kalan tek şey hesaplarımdır" diyorum. Mum ışığından çok etkileniyorum. Bir totem varsa mum ışığı benim için öyledir. Sessiz sakin... Onu yakıyorsan sakinlik vardır. Konuşulan bir şey yoktur. Huzur veriyor bana. Şarkılarımın %80'ini gerçekten mum ışığında yazmışımdır.

Şarkıların arasında ‘benim için çok özel’ dediğin var mı?
"Kum Gibi". Rahmetli babama yazdığım bir şarkı. Tabii ki her parçanın yeri başka ama müzik yapmaya başladığım günden beri hiç cesaretimi toplayıp babam hakkında  kendimle yüzleşemedim. Cesaretimi topladım ve bunu yaptım. İlk defa yaptım, son defa yaptım. Konserlerde okumayacağım, albümüme bile almadım. Profesyonel kaydının bile bulunmadığı bir şarkıdan söz ediyoruz. İkinci kez okuyacak cesaretim yok. Hayalimde olanı, yaşamak istediğimi, yaşayamadığımı dertleştim onunla. Konuştum, yüzleştim. Benim için yeri tek, ikinci kez okuyamayacağım kadar tek.

Sosyal medya ile aran nasıl?
Aslında sosyal medya ile aram çok iyiydi. Yarışma süresince takipçi sayımın birdenbire arttığını gördüm. Bir günde 10 bin artıyor, 20 bin artıyor. Böyle absürt bir durum yaşadım. Neyin ne olduğunu anlayamadan gerçekleşti her şey. Samimi biri olduğumdan mesajlara direkt yanıt veriyor, görüşüyor, konuşuyordum.

Şöyle bir anekdot anlatayım: Hayranımın doğum gününe hediye alıp giden adamım. Haberi yok. Beni bir gördü, şok! Annesi babası yanımda, kız ağlıyor. Düşünsene çok sevdiğin, t-shirt'lerini kendine bastırdığın, her fotoğrafının ve şarkısının altına yorum yazdığın adam bir hediye ile çıkıp senin doğum gününe geliyor. Ben böyle bir şey yaşamadım, yaşatabildiğim için mutluyum. Samimi bir adam olduğum için olabildiğimce içli dışlı olmaya çalıştım. Ancak Ak Parti’nin şarkısını yaptığım gün onun bile bana küfür ettiğini gördüm. Bu bahsettiğim insanların yaşı 14. Yaşımın yarısı kadar yaşı var, babasından daha büyük ama hayatta olmayan mezardaki babama küfür edebilecek kadar insanlar bunlar. Yok ya, ben gelemiyorum artık.  Şu an dm'leri okuyorum,  fotoğraf paylaşmıyorum.

Sosyal medya işlerimi bir arkadaşıma verdim, o ilgileniyor. Fotoğraf çekiyorsam ona gönderiyorum, tweet atacaksa o atıyor. Sosyal medyaya küsüm. Samimiyetsiz geliyor bana. Samimi olan insanları zaten konserlerimde görüyorum ya da vermiş olduğum röportajlarımdaki ince mesajları alıp  bana dönen insanlarda görüyorum o samimiyeti. İnsan tanıyoruz en nihayetinde. Yaşımız var, yaşadıklarımız var. Tanıyabildiğimiz için kimin samimi kimin samimiyetsiz olduğunu idrak ediyorum. Bodrum’da kırk küsur yaşlarda bir teyzenin "Sen Allah’ın bu yeryüzüne gönderdiği mucizelerden birisin." deyip gururlandırdığını biliyorum. İsterse 10 milyon kişi düşsün takipçi. Takipçim düşecek diye fotoğraf paylaşacaksam bir magazin programında yalandan bir aşk yaşamak da mübahtır o zaman. Sosyal medyaya göre hareket edemem, gizlilik ilkeleri var.

Konuk Yazar: Gözde Yağmur Güler / Eylül '16

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com