, , , , , , , ,

KALBİM GÖKSEL'DE KALDI

Salı, Ağustos 18, 2015


2015 yılına girerken yapılacaklar listemde muhakkak Göksel'in konserine gitmek vardı. Göksel'i sahnede ilk kez 2010 yılında İstanbul Üniversitesi'nin bahar şenliğinde izlemiştim. O dönem Göksel, art arda nostalji albümleri yayımlamış ve dinleyicilerin büyük beğenisini toplamıştı. Hatırlıyorum da o akşam Göksel'in konserinde ne çok eğlenmiştim...

Aslında Göksel'e karşı en başından beri büyük sevgi duyuyorum. Öyle sonradan sevenlerden değilim hani. İlkokul yıllarıma gideyim mesela. En iyi arkadaşım İrem'le aynı sırada oturuyoruz. Teneffüs bitmiş, ders başlamak üzere. Merve de yerine oturmak için geliyor. Kızcağız geliyor ama barikat kuruyoruz. Bir şartımız var: "Sabır'ı söyle bize." Merve de küçük yaşına rağmen işveli işveli okuyor "Sabır"ı ve sırasına oturmaya hak kazanıyor... Kızıl saçları, klibinde küvetteki sevimli hâlleriyle bile belli ediyordu bir başka olduğunu Göksel...

Düşünüyorum da aradan 18 yıl geçmiş. İrem, 1999 yılında 17 Ağustos depremi sonrası İstanbul'dan taşındı. Bir daha ondan hiç haber alamadım. Merve evlendi, geçenlerde anne oldu. Bense o zamanlar çocuk aklımla ve saflığımla Göksel'i çok seviyordum, şimdiyse demek istediklerini anlıyor ve farkındalıklarımla daha da çok seviyorum onu. Fazla geçmişe gittiğimin, yazıya farklı bir yerden girdiğimin farkındayım. Ama bazı sanatçılar insanın dünü, bugünü, yarını oluyor. Bir nevi yol arkadaşlığı ediyor şarkılarıyla dinleyicisine. Göksel benim için -aynı zamanda Türk pop müziği için- bir dönemin değil, tüm zamanların sanatçısı.

Bu yıl yapılacaklar listemin olmazsa olmazlarından "Göksel'in konserine gitmek" maddesini gerçekleştirmek üzere 15 Ağustos Cumartesi akşamı ilkokul arkadaşım Bahar'la Harbiye Açıkhava Sahnesi'ndeki yerimizi aldık. Hem doğum günümü kutlamak hem de dostluğumuzun 20. yılını güzel bir anıyla taçlandırmak için hazırdık. İkimiz de son zamanlarda "Denize Bıraksam"ı dinlemeye doyamıyorduk, şarkıyı çok seviyorduk. Konsere gitme kararımız da bu şarkıdan bahsettiğimiz bir konuşma esnasında oluştu.

Konser alanı tıklım tıklımdı. Harbiye'ye gelirken nasıl bir kitleyle karşılaşacağımı düşünüyordum. Anlayacağınız, olaya biraz demografik açıdan yaklaştım. Ne de olsa Göksel'i en son beş yıl önce bir üniversite konserinde izlemiştim... Harbiye'de gördüğüm kadarıyla Göksel'in her yaştan, her kesimden dinleyicisi vardı. Seyirciler saat 21.00'i biraz geçtikten sonra alkış tutmaya başladılar. Bu da galiba yeni moda. Seyircilerin ışıklar kararana dek alkış tutması sanatçıya "Saat kaç oldu be, hadi çık!" mesajı mı veriyor yoksa "Biz hazırız. Başlayabilirsin." anlamına mı geliyor, işte onu henüz çözebilmiş değilim.


"Siyah beyaz bir adamdı / Hayalimdeki resim" dizeleriyle, siyah beyaz kostümüyle bizleri selamladı Göksel. Selamladı diyorum ama Göksel şarkıya öyle konsantre olmuş ve öyle yaşıyordu ki şarkıyı... "Sen Orda Yoksun"u söylerken tüylerimizi de diken diken etti. Es vermeden bir önceki albümden "Aşkın Yalanmış" ve "Acıyor"u seslendirdi sonra. Hâliyle bizde damar damar üstüne...

Peş peşe seslendirdiği üç şarkının ardından konserinin ilk konuşmasını gerçekleştirdi Göksel, kısa ve öz cümleler kurarak. Açılış konuşmasının ardından bizi "Sabır"la 18 yıl öncesine götürdü. Yaşı belki 18 olmayanlar bile şarkıya eşlik ettiler. Ne kadar tuhaf, değil mi? Şarkıdan sonra doğanlar bile bir şekilde o şarkıyı keşfedip özümseyebiliyorlar. Sanatın, müziğin böyle bir gücü var işte... Biz de Bahar'la oturduğumuz yerden ritm tutup söylemeye başladık şarkıyı. "Vay be, zaman ne çabuk geçmiş!" dedik birbirimize...

Neşeli hava "Açık Yara" ve "Gidemiyorum" ile yerini tekrar hüzne bıraktı. Bu şarkıda Göksel'in ricası üzerine hepimiz telefonlarımızın led flaşını açarak eşlik ettik ona. Kalan %5 şarjımız fena olsun sana! Derken Göksel, kendi şarkılarından nostaljik şarkılara geçti. Gerçi bu nostaljik şarkılar da en az Göksel'in kendi şarkıları kadar "kendinin" bence. Öyle hissederek, benimseyerek, yaşayarak ve özümseyerek okudu ki şarkıları birbiri ardına... "Gülmek İçin Yaratılmış" ile başlayıp sırasıyla "Sevil de Sevme", "Dudaklarında Arzu", "Başıma Gelenler"i seslendirdi Göksel. Şarkılar sözde nostaljik ama her nesilden dinleyici Göksel'e baştan sona eşlik etti. Bence bu sebeple Göksel'i ve sözde nostaljik bu şarkıları "zamansız" kelimesi daha iyi tasvir ediyor...

Göksel, geçmişten tekrar günümüze uzandı ve son albümünden -ki albümün en sevdiğim şarkılarından biri- "Gittiğinde"yi seslendirdi. Sıra o çok meşhur "Depresyondayım"a geldi. Göksel, bu şarkıyı seslendirmek üzere seyircilerden iki kişiyi sahneye davet etti. Sanırım ki "Depresyondayım" hiç bu kadar eğlenceli hâle gelmemişti. Göksel, şarkıdan mütevellit her daim depresyondaymış sanılmaktan dem vurdu şakayla karışık. "Yalnız olabilirim belki ama depresyonda değilim." dedi gülerek ve "Bazen en iyisidir yalnızlık." diye de ekledi. Şarkı aralarında yaptığı o kısa ve öz konuşmalar en az şarkıları kadar özel ve anlamlıydı...

Bu kadar yalnızlıktan bahsettikten sonra "Yalnız Kuş"u uçurmamak olmazdı. Pek tabii öyle "Uzaktan" mı olacaktı? Bu konserle birlikte bir kez daha anladım ki "Uzaktan", Göksel'in klasikleri arasında çoktan yerini almış... Yayımlanmasının üzerinden üç yıl geçmiş olmasına karşın şarkının tazeliği ve seyircinin coşkulu eşlikçiliği bunu fazlasıyla gösterdi. Bu şarkıyla birlikte konserin ilk yarısı sona erdi...

10 kişiden az bir orkestrası vardı Göksel'in ama neredeyse her biri başka enstrümanlar da çalıyordu. Mesela Göksel'e geri vokal yapan hanımefendi aynı zamanda beraberinde bir sürü de enstrüman çalıyordu. Deyim yerindeyse Göksel ve ekibi "az kişilik dev orkestra" idi. Her birinin birbiriyle uyumu muazzamdı. Bir diğer dikkatimi çeken husus ise konserin tam bir dinleti havasında olmasıydı. Abartılı hiçbir şey yoktu. Herkes, her şey gücünü sadelikten alıyordu. Göksel, "sahnede kendisine eşlik eden dansçılar ya da gösteri yapanlar olmamasına karşın" sahneyi tek başına "tıklım tıklım" doldurdu. Ses hâkimiyetini hiç kaybetmedi, vokal tekniklerinden yararlanarak ve ses eğitiminin hakkını vererek yukarılara çıktı. Herkes tarafından kabul gören ama pek dillendirilmeyen bir gerçek var ki Göksel gerçekten çok güzel, bir içim su. Ancak Göksel'in öyle güzel ve özel bir ruhu var ki dış güzelliğini bile zaman zaman gölgede bırakabiliyor galiba bu iç güzellik. Her açıdan bu kadar güzel olmak, kalplere dokunan ve zamanı olmayan şarkılar yazmak, bir çizgiye sahip olmak ve o çizgiyi korumak, bütün vasıflarına rağmen o utançlığı muhafaza edebilmek... Pek de görmeye alışkın olmadığımız türden, değil mi?


Göksel, kısa bir aranın ardından saz ekibiyle sahnedeki yerini aldı. Pelerinli kostümüyle öyle güzel ve öyle "kadın kadın" görünüyordu ki Göksel... Hâliyle, tavrıyla âdeta Yeşilçam yıldızı gibiydi. Bahar'ın kulağına eğilip "Türkan Şoray'a benzemiyor mu sence de?" dedim. "Duydum ki Unutmuşsun" ile başlayıp "Elbet Bir Gün Buluşacağız" ve "İçin İçin Yanıyor" ile devam etti sanatçı. "Umarım bu fasıl tadında kalır." diye içimden geçiriyordum ki Göksel de tadında bıraktı. Ne de olsa sanatçının daha okuması gereken bir sürü güzel şarkısı vardı. Ama tabii Göksel'in bu alaturka sürprizi gayet hoş ve keyifliydi. Yeşilçam ruhu ve şarkıları gerçekten Göksel'de çok şık duruyor. Zaten Göksel de "Bir kez daha anladım ki benim daha çok alaturka okumam lazım." dedi. Saz ekibini tek tek tanıttı ve alkışlattı. Vefayı, saygı duruşunu ihmal etmedi Göksel.

Göksel, bu defa piyanonun yanına geldi. "Çok şanslıyım ki yolum hep iyi müzisyenlerle kesişti." diyerek Onno Tunç'u andı ve ilk albümünün iz bırakan şarkılarından "Kurşuni Renkler"i söyledi. Şarkısını tamamladıktan sonra, "Kurşuni Renkler"i ilk albümünde okuduğunda çok genç olduğunu ve yıllar geçtikçe bu şarkıyı daha iyi anladığı, anlamlandırdığını ifade etti Göksel. Bu arada, Sezen Aksu bu şarkıyı 2009 yılında yayımlanan "Yürüyüyorum Düş Bahçelerinde" albümünde seslendirmişti. Ama ne yalan söyleyeyim, bence bu şarkı en çok Göksel'in sesiyle ve yorumuyla güzel.

Sıra nihayet benim en merakla beklediğim "Karar Verdim"e geldi. "Karar Verdim", Göksel'in 2005 çıkışlı albümü "Arka Bahçem"in çıkış şarkısıydı. O zaman da çok seviyordum ama yaşım büyüdükçe bu şarkıyı çok daha fazla sevdim. Eğlenceli gibi görünse de aslında güçlü bir manifesto bence "Karar Verdim". Yeni yaşıma birkaç saat kala ben de avaz avaz söyledim bu yüzden. Göksel ne güzel demiş "Puslu puslu duruyordum / Uslu uslu yaşıyordum / Açıklarda yüzmenin tam zamanı şimdi" diye... Sonrasında sıra "Aşk Kahrolsun"a geldi, hep birlikte aşka kahrettik. Oradan da tekrar 18 yıl öncesine gittik, e tabii oraya varana dek hâliyle "Uzun Uzun Yollar" yürüdük. Bu arada, bu şarkının albüm kaydında Göksel'in vokalini çok beğendiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Hâlâ büyük zevkle dinlerim.


Göksel, kulise doğru ilerlerken orkestrasında da yer alan Can Güngör sahneye çıktı ve "Silik Düşler" isimli şarkısını seslendirdi. Kostüm değiştiren ve şarkının sonuna yetişen Göksel, Güngör'e eşlik etti. Doğrusu bence Göksel, şarkıyı kendi sahibinden bile daha güzel seslendirdi. Güngör, yerine geçti ve Göksel bu defa "Rüzgâr" ile devam etti. "Rüzgâr", Göksel'in 2012 çıkışlı "Bende Bi' Aşk Var" albümündeki en sevdiğim şarkılardan biriydi. Bu sebeple canlı dinlemek ayrıca güzeldi. Sonra birden "Ah Bir Ataş Ver"in melodisi yükseldi. Göksel, alışılagelmişin dışında, oldukça düşük bir metronomda bu eseri seslendirdi. Böyle coşkulu bir Ege türküsünün bu kadar lirik okunmasına bence gerek yoktu ama Göksel'in canı öyle istedi demek ki. Ve sıra nihayet Bahar'la bu konsere gelmeye karar vermemize vesile olan "Denize Bıraksam"a geldi. Bütün Harbiye'nin şarkıya eşlik etmesinden anladık ki bu şarkıyı bekleyen bir tek biz değilmişiz. Göksel, "Denize Bıraksam"ı söylerken sahneden inip seyircilerin arasına karıştı. Bir ara yanımıza kadar gelecek diye heyecanlandım, itiraf edeyim.


"Senden Başka", "Olmaz Olsun" ile nostalji rüzgârı estirmeye devam etti Göksel. Ardından, benim de ondan dinlemeyi çok sevdiğim "Hasretinle Yandı Gönlüm"ü söyledi. Bu eseri, Türkan Şoray'ın hem başrol oynadığı hem de yönetmenliğini üstlendiği "Dönüş" filminde dinlemiştim yıllar önce. Sanırım 10-11 yaşlarımdaydım. Film boyunca ağlamamak için kendimi zor tutmuştum. Film "Hasretinle Yandı Gönlüm" ile bitince artık daha fazla dayanamamıştım ve kendimi banyoya kilitleyip ağlamıştım. Maksat annemle babam görmesin, karizma çizilmesin... O gün bugündür ne zaman "Hasretinle Yandı Gönlüm"ü dinlesem duygulanırım, Göksel'den de bir başka severim. Hatta telefonumda da var, arada dinlerim. Göksel, hüznün dozunu arttırıp bir de üstüne "Günün Birinde"yi söyledi. Bu kez 12 yaşımdaydım, bir bayram gecesiydi. Radyoda "Günün Birinde" çalıyordu. Hava karanlıktı. Babam arabayı kullanıyordu. O yaştaki bir çocuk bu şarkıdan ne anlar, değil mi? Ama buna rağmen o zamanlar "Günün Birinde"yi dinlediğimde bir hayli hüzünleniyordum... Gayet de neşeli bir çocuktum oysa ama melankolik tarafım da varmış anlaşılan.

Göksel, tekrar kulise yöneldi. Bir müddet orkestra çalmaya devam etti. Derken, Göksel mavi bir oryantal elbisesiyle sahnede belirdi ve dans etmeye başladı. Başta şaşkınlıktan gülmeye başladım ama Göksel'in sürprizi gerçekten çok hoşuma gitti. Göksel karşınızda oryantal yapıyor, düşünsenize! İnsan gözünde bile canlandıramıyor ama Harbiye'deki müzikseverler olarak Göksel'in oryantal dansına canlı canlı tanıklık ettik. Özellikle "Bi' seni konuşurum"lu kısmı söylerken bacağını öne atması evlere şenlikti! Kesinlikle orada olup bu ana tanıklık etmeliydiniz. Göksel, dans ederken oldukça neşeliydi. Belli ki çok eğleniyordu ama bir yandan da kendini tiye alır gibiydi. Bu ülkede kaç kadın şarkıcı bu kadar doğal, komplekssiz ve samimi ki... Kaldı ki bu yıl bir sürü masraf yapıp Harbiye'deki sahnesini renklendiren hiçbir isim bu türden bir sürpriz yapamadı, şaşkınlık yaratamadı...


Her güzel şeyin bir sonu vardı elbette. Göksel, konserini tamamlayıp izleyiciye veda etti. Ancak o kadar yoğun bir alkış koptu ki bis yapması kaçınılmazdı Göksel'in. Tekrar sahneye geldi, bu kez boynunda asılı gitarı vardı. "Benden Geçti Aşk"ı çalıp söyledi Harbiye'ye. Zaten bence bu şarkıyı söylemese olmazdı, repertuvar bir parça eksik kalırdı. Göksel, "Üzerimde dansöz kıyafeti var ve ben gitar çalıyorum. İstanbul'u da bu yüzden seviyorum çünkü renkli bir şehir burası." dedi. Kendini ifade etme biçimi o kadar hitabetten uzak ancak bir o kadar da kalplere dokunan türdendi ki... Bu kadar düşünmeden, kurmadan, planlamadan, gelişigüzel konuşmak ve tam on ikiden vurmak... Göksel, "Uzaktan"ı tekrar söyleyerek bir başka konserde görüşmek üzere bizlere veda etti. Ne yalan söyleyeyim, konser bitince sevdiği çizgi film final yapmış çocuk gibi hüzünlendim ama bu geceye tanıklık ettiğim, hayatıma böyle güzel bir anı kattığım için çok mutluydum.

Yaklaşık iki buçuk saat boyunca sahnedeydi Göksel. Bir sürü şarkı seslendirdi, zamanlar arasında yolculuğa çıkardı bizi. Benim için birçok şarkısının özel anlamı vardı. Yeni yaşıma saatler kala âdeta hayatımın bir özetini geçtim şarkılarla. 18 yıldır hayatımızda Göksel ama hep taze, hep yeni, hep pırıl pırıl. Göksel'i zaten çok seviyordum ama bu konserden sonra sevgim daha da çoğaldı. Bugüne dek Harbiye'de çok konser izledim, çok gösteriye tanık oldum. Ama gösteriden, gösterişten çok daha etkili bir gerçek var ki o da samimiyet. Göksel'in ruhu karşımızda çırılçıplaktı. Neşesini de kederini de hüznünü de yarasını beresini de gördük Göksel'in. Neyse oydu. Hiç "show" yapmadı, şarkılarını söyledi. Tabii Göksel'in ruhu makyajsızdı, kıyafetsizdi ama kostümleri, saçı, makyajı da bir o kadar güzel ve şıktı. Özellikle de Özlem Kaya'nın hazırladığı kıyafetlerle Göksel göz kamaştırıcıydı...

2015'e girerken yeni yılda yapılacaklar listemde muhakkak Göksel'in konserine gitmek vardı. Bu gece yeni yaşıma Göksel'in şarkılarıyla girdim ve tıpkı şarkıdaki gibi bir karar verdim... Bir sürü güzel duyguyu bir arada yaşadım. Bazı şarkılarla çocukluğuma döndüm, bazı şarkılar hüzünlendirdi ama sonuç olarak çok eğlendim. Şarkılar o kadar güçlü ve öyle sonsuz ki... Hayatımın, duygularımın bir özeti gibiydi bu konser sanki. Hayat bir filmse, sesin ve şarkıların en önemli sahnelerimin film müziği Göksel...

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com