, , , , , , , ,

BÜTÜN DUYGULAR BİR ARADA: PEK YAKINDA

Perşembe, Ekim 23, 2014


Cem Yılmaz'ın bayramda vizyona giren son filmi "Pek Yakında"ya gidebilecek zamanım bir türlü olmuyordu ki benim gibi zamanı olmayan arkadaşımla birlikte çareyi gece seansına gitmekte bulduk.

İkimiz de olumlu-olumsuz bir beklenti altına girmemek için ne filmin hikâyesini ne de film hakkında yapılan eleştirileri okuduk. Beyaz perdenin karşısına deyim yerindeyse boş bir beyaz sayfayla oturduk. 2010 yılında izleyiciyle buluşan son filmi "Yahşi Batı"dan sonra Yılmaz'ın geldiği noktayı, neler ortaya koyacağını oldukça merak ediyordum. "Pek Yakında" bir anlamda seyirciler için bu sorunun da cevabıydı. Filme giden arkadaşlarımdan bazıları filmi çok beğendiğini söylerken bazısı da beğenmediğini söylüyordu. Beğenmeyenlerin gerekçesi ise "O kadar güldürmedi" idi. Bir dakika! Adam kahkaha makinesi mi? Sinema dediğimiz sanat ya da kahramanımız Cem Yılmaz sadece güldürmekle mi mükellef ki?

Korsan film dağıtımı yapan Zafer'in ailesini tekrar kazanmak ve oyunculuk tutkusu olan eşi için 1970'lerden kalma bir film senaryosu olan "Şahikalar - Kötülüğün Sonu"yu hayata geçirme çalışmasını anlatan "Pek Yakında"yı 130 dakika boyunca soluksuz izledim. Hiçbir sahnesinde sıkılmadım, gözüm saate gitmedi... Filmde kahkaha da vardı, hüzün de heyecan da... "Pek Yakında" bu anlamda kesinlikle farklı duyguları bir arada hissettirdi. Duygusu ve yoğunluğu oldukça zengin. "Pek Yakında" o çok sevdiğimiz Yeşilçam filmleri tadında, o saflıkta, kalplere dokunan bir film olmuş. Filmdeki kötü karakterler bile sevimli. Sanki filmde dokunduğumuz hayatlara, karakterlere hiç kötülük değmemiş gibi...


Tek başına yönettiği ilk film olduğunu düşündüğümüzde ve önceki filmleriyle kıyasladığımızda bence "Pek Yakında", Yılmaz'ın bugüne kadarki en iyi filmi. Senaryo ustalıkla yazılmış, film bir sürü detayla, göndermeyle, zekâ parıltılarıyla ince ince işlenmiş. Sinemaya yüzeysel bakan ve filmin niteliğini attığı kahkahanın desibeliyle ölçen bir kitlenin zaten bu filme inebilmesi oldukça güç. Ayrıca ben ve arkadaşım filmin ilk yarısında diğer izleyicilerin dikkati dağılmasın diye gülmek istediğimiz yerlere sessiz güldük. Ancak ikinci yarıda daha fazla kendimizi tutamayıp sürekli kahkaha attık. Bütün oyuncular rollerinin hakkını fazlasıyla vermişler. Ben "Ahben Sobel" karakteriyle karşımıza çıkan Zafer Algöz'ün ve Ahben'in beraber yaşadığı "Zeki"yi canlandıran Çağlar Çorumlu'nun oyunculuklarına tam anlamıyla hayran kaldım. Özellikle bu iki isim oynadıkları rolle filmi yükseltmişler pek tabii Özkan Uğur, Tülin Özen, Ozan Güven, Cem Yılmaz ve Zerrin Tekindor da canlandırdıkları karakterlere başarıyla hayat vermişler. Ayrıca çok kısa da olsa Nurgül Yeşilçay, Yılmaz Erdoğan ve Mazhar Alanson'u filmde görmek hoş bir sürprizdi. Ayşen Gruda ise bir nevi filmin onur konuğu gibiydi.

Filmin açılış sahnesinde Cem Yılmaz'ın "Eşkiya"ya gönderme yapması, bir nevi saygı duruşunda bulunması benim oldukça hoşuma gitti. Bununla birlikte filmin birçok yerinde esprili göndermeler var. Belki gözden kaçırdığım şeyler bile vardır. Bu anlamda "Pek Yakında" tekrar izlenebilecek türden, zekâsı yüksek bir film. Zaman zaman ürün yerleştirmeleri yapılsa da bu durum beni pek rahatsız etmedi ve hatta bu yerleştirmeleri bile oldukça akıllıca buldum. Ayrıca filmin içinde bir filmin sürecini anlatması da "Pek Yakında"nın esprilerinden biri. Eski bir set çalışanı olarak filmde set anılarıma yolculuk yaptım. Ayrıca fantastik "Şahikalar - Kötülüğün Sonu" filmine de hayran oldum.

Toplumu, toplumun dinamiklerini her daim müthiş gözlemleyen Cem Yılmaz, "Pek Yakında" ile kendi çıtalarını biraz daha yükseltmiş. Son dönemlerde komedyenlikten sinemaya geçiş yapan isimlerle yarıştırılmaya, yakıştırılmaya çalışsa da bu filmle o kulvarın ismi olmadığını bir kez daha göstermiş. Sinema öğrenimi görmüş biri olarak, sinemanın ya da başka bir sanat dalının doğrudan dünyayı kurtarmadığını ve hiçbir esere de böyle bir misyon yüklenmemesi gerektiğini düşünüyorum. En nihayetinde bu bir yorumdur ve kendi içerisinde değerlendirilmelidir. Bu anlamda "Pek Yakında" büyük iddiaları olmayan, bize farklı duygular yaşatan, yer yer eskimeye yüz tutmuş değerlerimizi hatırlatan, izleyicinin zekâsı ve algısıyla boyutlanan, sıcak, samimi ve bizden bir film olmuş. Ben gittim, gördüm, izledim ve çok beğendim. Siz de gidin, görün, izleyin derim. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ancak en azından kendinize ait bir fikir edinebilirsiniz...

Bu arada, Mazhar Alanson'un hazırladığı "Neden Bana Aşk Şarkısı Yazan Çıkmaz", en az adı kadar güzel, hisli, dokunaklı ve düşündüren bir film müziği...

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

2 yorum

  1. Bence de güzeldi. Eksileri vardı elbet ama gidip izlediğime pişman olmadığım bir filmdi.

    YanıtlaSil
  2. Ben filmi beğendim. Bir kere filmin düzgün bir senaryosu var. Giriş gelişme sonuç. Eğlendim hüzünlendim düşündüm hatırladım kızdım bu duyguları bana bu film yaşatabildi. E oyunculuk desek zaten yukarıda yazmışsın. Ama benim ilgimi çeken bir konu var. Her şey çok güzel olacak filminde de Altan düzgün bir evlilik oturtamamış iyi bir koca olamamış düzgün para kazanamayan bir karakterdi burada da aynı şekilde (ama bu sefer 8 yaşında bir cocuğu olan) bir aile babası var baş karakterde... Peki bu şans mıdır? Hatta şimdi düşündüğümde Hokkabazda da aynısı vardı. Demek ki seneryosunu yazdığı filmlerde böyle bir karaktere odaklanıyor sayın Yılmaz.
    Ayrıca kendi evliliğini de düşünürsek acaba bir işe yaramazlık anlaşılamadığını hissetme durumu mu var beynin arka tarafında bilemedim. Tabi bu sadece benim bir tahmin gözlem ya da adına ne koyarsak o şekil yaptığım bir düşünce fışkırması :D

    Kısacası film güzel.

    Ayrıca Mazhar Alanson'un Altan'a göndermesi ile aynı karade bir sürü ünlünün kaç liraya mal olacağı (Yılmaz Erdoğan sahnesi ) oldukca başarılıydı.

    Türk filmlerine gidelim gitmeyeni götürelim.

    Teşekkürler sipirmin.

    YanıtlaSil

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com