, ,

YENİ SAKLI CENNETİM: LA VIE EN ROSE

Perşembe, Ağustos 14, 2014

Doğruyu söylemek gerekirse gittiğim mekânları yazmaktan pek de hoşlanmıyorum. Açıkçası bu konuda biraz tutucu ve kıskancım. Sevdiğim güzel yerlerin bana özel kalmasını istiyorum. Hele hele şu son zamanlarda sanki Hollywood ünlüsüymüşüm de medyadan ve hayranlarımdan saklanıyormuşçasına gittiğim yerleri hep kendime ve orada bir araya geldiklerime saklıyorum. Tabii bir de bazen yeni keşfettiğim yerleri benden başka kimse bilmiyormuş, tek uyanık benmişim de zannediyorum. Ama sonra ufak çapta yaptığı araştırmalar sonucunda biraz geriden geriden geldiğimi anlıyorum. :)

Geçtiğimiz günlerde çok sevdiğim ancak sürekli plan yapmamıza karşı bir türlü bir araya gelemediğimiz bir arkadaşımla nihayet buluştuk. Bana "Sana çok güzel bir sürprizim var. Seni harika bir yere götüreceğim. Bayılacaksın!" dedi. Biraz üşengeç, biraz da yorgun bir tavırla "E hadi gidelim" dedim. Rotamızı Yeniköy'e çevirdik... Keyifli bir akşam yemeğinin ve elbette sahil yürüyüşünün ardından arkadaşımın bahsettiği o sürpriz yere doğru yol aldık. Hakkında bildiğim tek şey enerjisinin ve tatlılarının çok güzel olduğuydu. Tabii ki bunlar benim sevmem için yeterli sebeplerdi. :) Nihayet o sürpriz yere geldik: La Vie En Rose.

Köybaşı Caddesi'nde yer alan La Vie En Rose'u mekân olarak ilk görüşte oldukça beğendim. Beyaz kapısı ve pencereleri, mavi duvarlarıyla oldukça şık ve sade bir yer. En şaşırtıcı olansa dışarıdan bakıldığında fark edilmeyen, gizli ve çok güzel bir bahçeye sahip olması. Muhtemelen birçok kişi önünden geçerken La Vie En Rose'un böyle ferah bir bahçeye sahip olduğunu aklına getirmiyordur. Ben de bu sebeple buraya kendimce "saklı cennet" demeyi uygun gördüm.

AVM'lerden, beton görmekten, gürültü işitmekten bunalmış biri olarak La Vie En Rose'un yerini ve bahçesini çok sevdim. Ancak atmosferi kadar kesinlikle müzikleri de çok güzel. Hatta gece boyunca çalan şarkıların adını öğrenmeye çalıştım ancak DJ'in yaptığı remix'li hâlleriyle ve set olarak çaldıkları için sadece dinlemekle yetinebildim. Ama o kadar iyilerdi ki aklım şarkılarda kaldı. :)

Mekânın yoğunluğundan mıdır, bilinmez ama doğruyu söylemek gerekirse siparişlerimizi biraz bekledik. Neticede neredeyse hiç boş masanın olmadığı bir yerde servisin biraz geç gelmiş olması mazur görülebilir diye düşünüyorum. Biz arkadaşımla akşamın geç saatlerinde gittiğimiz için yemek sonrası tatlı yemeyi tercih ettik ancak günün her saatinde vakit geçirmek için ideal bir yer.

La Vie En Rose'un kahvaltı menüsü yumurta ağırlıklı yiyeceklerden oluşuyor. Protein almak ve sağlıklı beslenmek için güzel bir tercih olacaktır. Ancak dilerseniz özel tostları, sütlü mevsim meyveli ya da peynirli domatesli bir kahvaltı da yapabilirsiniz. Salataları ve ana yemekleri açısından çok zengin bir menüye sahip olmasa da netice La Vie En Rose tatlılarıyla nam salmış bir mutfağa sahip. Ben çilekli pastasından yemeyi tercih ettim ve bu kesinlikle doğru bir tercihti. Pastanın kremasına deyim yerindeyse bayıldım. Hatta bu pasta bana Kırıntı'nın o meşhur Amerikan stili pastasını anımsattı. Tabii tadına bakılmayı bekleyen bir sürü tatlı seçeğeni bulunuyor. Pastaları yanı sıra makaron, muffin, cheesecake, cupcake ve tartlarıyla La Vie En Rose âdeta bir tatlı cenneti.

Bazı yerlerde servisleriyle ilgili olumsuz cümleler okusam da yorumları biraz abartılı buldum. Yaşadığım tek sıkıntı lavabo sırası beklemekti. Onun da sebebi diğer lavabonun tadilat görmesiydi. :) Bu arada, mekânın ağırlıklı olarak gençlerden oluşan müşteri kitlesinin olması da doğrusu hoşuma gitti. :)

Hep aynı kalabalık, popüler yerlerden sıkıldıysanız ve yeni mekânlar keşfetmek istiyorsanız bence La Vie En Rose'a bir uğramalısınız. Tabii lütfen herkese duyurmayınız. :) O konuda biraz hasetim, inkâr edemeyeceğim. :) Adını boşuna "saklı cennet" koymadık ama, değil mi... :)

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com