, , , , , , ,

GÖNÜL GÖZÜYLE GÖRMEK: KARANLIKTA DİYALOG

Çarşamba, Mart 05, 2014

Tüm dünyada 30 ülke, 130 şehir ve 7 milyon ziyaretçiye dokunmuş bir sergi… "Karanlıkta Diyalog", bana göre bugüne kadar yapılmış ve milyonlara ulaşmış en duyarlı çalışma. 

Sergi dediysem, öyle bildiğiniz sergilerden de değil. Bize en güzel öğrenme şekliyle dokunan bir sergi; yaşayarak öğrenme. "En pahalı öğrenme şeklidir yaşayarak öğrenmek” derdi bir büyüğüm. Bu deneyim öyle pahalı da değil…

İBB'nin ev sahipliğinde, TTNET'in ana sponsorluğu ve Dünya Göz Hastanesi'nin ortaklığıyla gerçekleştirilen “Karanlıkta Diyalog” -orijinal adı Dialogue in the Dark- bu zamana kadar benzeri görülmemiş muazzam bir sergi. Bu sergide aslında bildiğiniz, her gün tekrarladığınız ya da bir şekilde tekrarlamak zorunda olduğunuz günlük eylemlerinizi yapıyorsunuz. Yalnız  bir farkla; görmeyerek, sadece dokunarak, koklayarak ve tadarak.  Yanınızda görme engelli bir gözetmen eşliğinde bir buçuk saatlik bir İstanbul turuna çıkıyorsunuz.

Vapura binmek, karşıdan karşıya geçmek, otobüse binmek benim için hiç bu kadar zor olmamıştı. Zaman zaman yakındığımız hayatımızın aslında bizler için ne kadar kolay olduğunun farkına varırken her gün durakta, caddede, vapurda aramızda yaşayan görme engelli dostlarımızın karşı karşıya kaldığı zorlukları bir nebze olsun anlıyorsunuz. Ben 'aramızda yaşayan görme engelliler' diye tasvir ettim. Oysa ki  bize eşlik eden gözetmenimiz "Biz aslında hayatta kalmaya çalışıyoruz" dedi. Hayatta kalmaya çalışmak… Söylerken bile ürperiyor insan ama zannetmeyin ki bunu yakınarak, üzülerek söyledi. Açık şekilde gördüğüm bir şey varsa, o da hepimizden hayat dolu olduğuydu. Hepimizden çok daha fazla kabullenmişti hayatı, daha çok sahiplenmiş, daha sıkı sarılmıştı. Görmüyordu belki ama hepimizden iyi koku alabiliyordu, duyabiliyordu ve aslında en önemlisi bizim gün içerisinde yalnızca baktığımız ve görmediğimiz tüm güzellikleri o en gerçek gözüyle, gönül gözüyle görüyordu. Biz günlük telaşlarımıza kapılıp koşuşturmaca içerisinde debelenirken, yanından geçen bir kediyi ya da kokusu burnuna gelen bir çiçeği fark eden ve hayatın güzelliklerini göz ardı etmeyen onlar oluyordu.


Engelli dostlarımız, onların hayatlarını kolaylaştırmak adına yapılan birtakım eylemlerin en azından onlardan birine sorularak yapılması gerektiğini düşünüyorlar ve bence de çok haklılar. Nasreddin Hoca’nın da dediği gibi "Bana ağaçtan düşen birini getirin" misali, eğer ağaçtan düşmediyseniz ve düşen için bir şey yapmak istiyorsanız, onu önce anlamaya çalışın. Diğer türlü bir çaba gösterişten öteye gidemiyor.

Zifiri karanlıkta bin bir zorlukla ulaştığımız yerde yine görmeden aldığımız çaylarımızı yudumlarken "Hiçbir şeyi kafama takmıyorum artık" dedi gözetmenimiz biz katılımcılara. 2010 yılında görme yeteneğini kaybetmişti ve hayatı tamamen değişmiş, dediğine göre artık eskisine nazaran daha sosyal, daha hayatın içinde bir insan olmuştu. 'Hiçbir şeyi ya da küçük şeyleri kafamıza takmamak için böylesi kötü deneyimler mi yaşamayı beklemeliyiz?' diye düşündüm o an. Üşendiğimiz, ertelediğimiz şeyler için pişman olmayı mı beklemeliyiz illa? Siz de benim gibi düşünüyorsanız eğer, hayatın içerisindeki koşuşturmanıza biraz mola verin ve Gayrettepe metrosundaki sergide bu eşsiz deneyimi yaşayın. Yaşayarak öğrenmek gerçekten çok pahalı. O yüzden fırsatınız varken  gelin, yaşamış olan insanlardan  öğrenin.

Eğer görme engelli dostlarımıza kitap okumak, okumak istedikleri kitapları sizin sesinizden dinlemelerini sağlamak isterseniz, info@dunyagozvakfı.org adresine mail yoluyla ulaşabilir ve bu konuyla ilgili bilgi alabilirsiniz.

Konuk Yazar: Melis Samur / Mart '14

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

1 yorum

  1. Henüz dün haberdar oldum bu sergi ve etkinlikten.
    Ve sitenizde de tesadüfen rastlayınca mutlu oldum açıkçası.
    Umarım gitme şansım olur, internetten okuduklarım beni oldukça etkiledi zira...

    YanıtlaSil

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com