, , , , ,

BİRSEN TEZER'LENDİK

Perşembe, Mart 06, 2014

Herkesin kendince 'ölmeden önce yapmak istediği 100 şey' türünden bir listesi vardır. 'Bir gün şunu yapacağım', 'Kesinlikle şuraya gideceğim', 'Falancayla tanışacağım' gibi 'Ahdım olsun' mahiyetinde sözleri vardır insanın. Kendi kendini gaza getirir durur. Önümüzdeki 5 yıllık dönemin kalkınma planı içerisine sıkıştırır idealini. Bekle ki ağızdan çıkan o söz tutulsun.

Çok uzun zamandır istediğim şeylerden biri Birsen Tezer'in konserine gitmekti. Bir sürü arkadaşımla farklı zamanlarda bunu konuşmuş olsak da Tezer'in hiçbir konserine gitmişliğim olmadı. Derken, arkadaşım Dilan bir sürpriz yaptı ve Tezer'in 3 Mart akşamı BKM'deki konserine iki bilet aldı.

Birsen Tezer'in ismini ilk olarak 2009 yılında duymuştum. Bir gün fotoğrafçı arkadaşım Ozan'la (Eicher) İstiklâl'de buluşmuştuk ve bir kitapçıya girmiştik. Birkaç albüm almıştı Ozan. O albümlerden biri de ismini ilk defa duyduğum Birsen Tezer'e aitti. Albümün ismi Cihan'dı. Kapağında bir resim vardı. Bu benim için gizemli bir hikâyenin başlangıcıydı. Sonra bir akşam yazışırken, Ozan bana en sevdiği Birsen Tezer şarkılarını gönderdi. Di Gel Yanıma, Bilsen, Çal Kapımı... Sürekli şarkılarını ve sesini dinlediğim kadının yüzünü bilmiyordum...

Sonra Balıkesir'i keşfettim. Yolundan birkaç defa geçmiş olmanın dışında hiçbir yaşanmışlığımın olmadığı bu şehri ayrı bir sevdim şarkıyla. Mehmet Okan'ın arabasında Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ne doğru ilerlerken, son ses Balıkesir'i dinlediğimiz akşamı unutmuyorum. Bir yandan bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. İşte o zamanlarda nihayet "İkinci Cihan"ıyla çıkageldi Birsen Tezer. "İkinci Cihan"daki şarkım "Delikanlı"ydı. Mehmet Okan'ın bana armağanıydı...

20 yaşında tanıştığım, beş yıldır hayatımda olan ama yüzünü görmediğim kadınla buluşmak üzere BKM'nin salonunda koltukta yerimi aldım. Birsen Tezer sahneye çıktı ve -her zaman olduğu gibi(imiş)- Değirmenler'le dinleyicileri selamladı. Sarı saçları, uzun elbisesi ve gülen yüzüyle karşımızdaydı. Bir repertuvar olmadan, içinden geldiği gibi, içimizden haykıranların seslerine kulak vererek seçti şarkılarını, söyledi. Önce 2009'un İstiklâl'ine gittim. Yaşım 20'ydi... Sonra köprü trafiği vardı. Yağmur yağıyordu... Yaşım 23'ü geçmişti... Gözlerimi kapattım. Şarkıcı, "Çal Kapımı" diyordu. Gözlerimi açtığımda 25'e yarım kalmıştı. Zaman şimdiki zaman.

Kanunu istiyor Birsen Tezer. Oturuyor, alıyor kucağına kanunu. "Aşk Bu Değil" derken bir yandan da kanunu çalıyor. Mest ediyor, mest oluyoruz.

Beklediğimden biraz daha farklı bir kadın duruyor karşımda. Şarkılarını söylerken Tezer'e bedeni de eşlik ediyor. Elleri kollarıyla anlatıyor şarkıları, baştan yaşıyor hikâyeleri... Fark ettim ki değerli olan ortalıklarda bağırmıyor, ateşten gömlekler giymiyor. Saklıyor kendini, koruyor, kolluyor. Yıldızlara uzanmaya çalışmıyor, bir ağacın gölgesinde hayat buluyor. Bu yüzden gökte aradığını yerde buluyor insan ve ben ayakları yere sağlam basan her şeyi çok daha fazla seviyorum artık...

Yaklaşık iki saat boyunca aldı götürdü kendi "Cihan"larına bizi. Birsen Tezer'lendik, demlendik, dinlendik... 

Işıklar yanıyor, herkes ayağa kalkıyor. Yüzünü bilmediğim gizemli kadının saçlarını sarıya boyuyorum, işve cilve katıyorum ona. Konser çıkışında tanıdık bir yüz görüyorum: Mehmet Okan. Köprüden karşıya geçtiğimiz o akşam olduğu gibi yine yağmur yağmaya başlıyor. "Delikanlı" bu akşam da ıslak... :)

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com