,

YAŞA VE GÖR

Çarşamba, Şubat 19, 2014

Bazen öyle anlar geliyor ki kendime hayret ediyorum.

Kararlılığıma, kendimden eminliğime, eyvallahımın olmamasına...

En kabul edilemez şeyleri bile kabul edip, yeri geldiğinde de aslında hiç değmeyen şeyler için kıyameti koparabilmeme...

Şaşırıyorum kendime ama anlıyorum da kendimi.

Alabileceği kadarını alıyor bardak. Hiç yeri kalmamışsa, ağzına kadar dolmuşsa da en küçük damlada taşıveriyor. Dolmuş o, sabretmiş, beklemiş... Sonunda da taşmış... Bir testi gibi... Dereler gibi, denizler gibi, okyanuslar gibi...

Bu yüzden o son damladan sonra taşıyor insan. Taşıyorum da pişman olmuyorum gemileri yaktığıma; çünkü o gemi bir anlık öfkeyle yakılmadı. O köprü bir cılız rüzgârla yıkılmadı. Öncesi var, görünenin ötesi var, buz dağının görünmeyen tarafı var.

Tabii bunu diğer taraf anlayamıyor; çünkü o sürekli alttan alınmış, belki pohpohlanmış, karşı tarafın durumu toparlamak adına yaptığı çabalara alışmış. Hak görmüş bir yerden sonra. Zannetmiş ki ne yaparsa yapsın, nasıl olsa karşı taraf ona hep töleranslı davranacak. E ne de olsa karşı taraf eşek!

İnsan büyüdükçe, kendini tanıdıkça ve özgüven duygusu geliştikçe eyvallahı da azalıyor gitgide. Anlıyor ki hatalara göz yummak aslında sevgiden değil, korkudan. Bu yüzden farkında olmadan sineye çekmeye meyilli oluyor insan. Defalarca kırılıyor belki ama söz konusu kırmak olunca korkuyor. Aslında korktuğu kırmak değil, kırılmak. Kırılmanın acısını biliyor. Yoksa niye korksun ki bu kadar? Cam mı, çerçeve mi karşındaki? Sana kimse indir, yerle bir et demedi ki...

İşte bir gün geliyor ve eyvallahının kalmadığı o gün onlar sana 'Değiştin' diyor. Bocalıyor, şaşırıyor, anlam veremiyorlar. Ne münasebet bu kararlı duruş? Ne münasebet bu güçlü duruş? Nasıl bir hadsizlik! Tövbe tövbe! Ne zaman ki birinin çıkarlarına ters düşüyorsun, işine gelmiyorsun; işte o zaman bunun adı 'değişmek' oluyor. Değişmek gibi güzeli var mı? Gelişmek kadar, kendini aşmak kadar? Sorun değişen, gelişenlerde değil ki zaten. Sorun ısrarla ve inatla değişmeyenlerde. Hatalarını, eksiklerini görmeyenlerde.

Bu yüzden kimseyi bir yerden sonra alttan almamak lazım. O alttan almalar bir yerden sonra omuzlarda taşımalara kadar çıkıyor. Bir külfet, bir yük insana... Ne zaman ki yüklerinden kurtuluyor insan, o zaman kuş olup da uçuyor.

Ben derim ki ne kimseye yük olsun insan ne de yük alsın. Sevgiden olsun her fedakârlık, zorunluluktan değil. Zaten o fedakârlıklar hiç anlatılmasın. Giden gittiyse, biten bittiyse de eyvallahı olmasın. Yaşasın ve görsün herkes. Herkes boyunun ölçüsünü alsın. Alsın ki kendini bilsin.

En güzel temennim budur herkese: Yaşa ve gör.

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

2 yorum

  1. fedakarlıklar anlatılmasın...di mi? evet!

    YanıtlaSil
  2. söylemek istediklerimi söyleyen adam !

    YanıtlaSil

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com