,

TAKSİCİ

Pazartesi, Aralık 23, 2013

Günlerden pazar. 14 gündür aralıksız çalışmaktan gözlerimin feri sönmüş, âdeta yürüyen bir tabutum. Allah'tan Türkvizyon Şarkı Yarışması dün gece bitti. Hoş, ben de bittim... Bu soğuk kış gününde hiç yataktan çıkmama ve saatlerce uyuma hayalleri kursam da arkadaşımın nikahı, sonrasında bir arkadaşımla planım ve akşam iş yemeğim var. Anlayacağınız, umudum önümüzdeki pazar...

Bir yandan çok heyecanlıyım. İlk defa bir arkadaşımın nikahına katılacağım. Sakin sakin hazırlanıyor ve evden çıkıyorum. Şişli Evlendirme Dairesi'ne gitmek üzere Gayrettepe'de bir taksiye biniyorum.


Taksicilik özel meslek, kuşkusuz bir o kadar da zor... Onlardan sorulan sadece yol değildir; gündem, insanlar, şehir... Taksicilerin her türden, her kesimden müşteriyle konuşacak muhakkak bir şeyleri vardır. Yol da bitmez, muhabbet de.


İlk sıradaki taksiye hemen biniyorum ve "Şişli Evlendirme Dairesi'ne" diyorum. Ardından bir müddet sessizlik oluyor. Sonra taksici "İtiraz etmeye mi gidiyorsunuz?" diyerek sessizliği bozuyor. "Ben alkışlamaya ve mutluluklarına şahit olmaya gidiyorum" diyorum. Gülümsüyor. Sıkılmış belli. Canı konuşmak istiyor: "Yıllar önce ben bir nikahta böyle bir olayla karşılaştım. Gelinin eski sevgilisi içmiş, içmiş... Sonra da nikaha gelmiş. Damadın arkadaşlarından bi' güzel dayak yedi." Kahkaha atıyorum, komiğime gidiyor gözümün önüne gelen sahne. Hani hep filmlerdeki gibi... Zaten filmlerde ne görüyorsak, gerçek hayatta da bir bir olmuyor mu...


Başlıyor taksici kendini, derdini anlatmaya... 48 yaşında. Yıllardır bu işi yapıyor. Eşiyle üç yıl önce boşanmışlar. "Orta yaş sendromu diyorlar ya, doğruymuş" diyor. "Tabii" diyorum, "Erkekler bu 40'lı yaş sendromunu hiç pas geçmiyorlar." "Ben değil, eşim bu bunalıma girdi" diye cevap veriyor. "Çocuk var mı peki?" diye soruyorum hemen. "İki kızım var. Üniversitedeler" diyor. "Hayatlarını kurtarmışlar. Sevindim. Ne hâliniz varsa, görün siz" diyorum. Gülüyoruz.


Taksiciyi hiç tanımıyor olsam da sesinden ve yüzünden hissediyorum kırgınlığını, üzgünlüğünü ve şaşkınlığını... 3 yıl ya da 30 yıl... Hayal kırıklıkları eskimiyor, azalmıyor, dinmiyor. Bunu hangi insan size yaşatırsa yaşatsın, gün gelip umurunuzda olmasa bile suçu günahı unutulmuyor...


"Eşim beni beğenmemeye, küçük görmeye başladı. Oysa ben onunla evlendiğimde de bu işi yapıyordum... Bir evim, arabam, Tekirdağ'da da iki yazlığım var. Yanlış anlamayın..." diyor... İnsanın önce gözü gönlü tok olacak. Elindekinin kıymetini bilecek, yeri geldi mi yetinecek... "Dayağım yok, kötü alışkanlığım yok" Taksicinin söylediklerine ve samimiyetine inanıyorum... "Şu an eşiniz ne yapıyor?" diye soruyorum. "Daha yeni evlendi. Sizi buraya götürünce aklıma geldi. Başınızı ağrıttım, kusura bakmayın" diyor...

"Herkesin kendine göre sebepleri vardır elbet ama anlattıklarınıza göre eşiniz şansını fazla zorlamış. Umarım yeni evliliğinde mutlu olur ancak size yaşattıklarının bedelini de ödeyecektir. Bazen insan pişmanlığa bile geç kalıyor... Belki siz de âşık olursunuz. Neden olmasın?" diyorum. 'Bir daha mı? Asla!' dese de taksicinin tavrı, her kırıldığımızda hayat gönlümüzü almadı mı...


Şişli Evlendirme Dairesi'ne varıyoruz. "Borcum ne kadar?" diye sorup cüzdanımı çıkarıyorum. "12 lira. Ne kadar varsa verin. Üstü önemli değil. Hem sizden para almamam lazım. O kadar başınızı ağrıttım" diyor taksici. Gülümsüyorum. "Kendinize iyi bakın" diyorum.

Hüsranlarla bitmiş bir hikâyeden ayrılıp, heyecanla yeni bir hikâyeye tanık olmak üzere taksiden iniyorum. Taksinin kapısından çıkıp, nikah salonunun kapısını aralıyorum...

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com