, , , ,

2013'TEN KALANLAR

Pazartesi, Aralık 30, 2013

Her güzel şeyin bir sonu var ve her sonun bir başlangıcı... Yaşadığım bütün güzellikleri yanıma kâr sayarak, yaptığım hatalardan da ders çıkararak, daha iyisi ve daha güzeli için çalışarak yoluma devam ediyorum. 2013 yılında yanımda olan, gelerek ya da giderek hayatıma mutluluk katan herkese teşekkür ediyorum. Kendi adıma gerçekten unutamayacağım, tadı damağımda kalan bir yıl yaşadım. 2013'teki güzel anılarımı ve kesmem gereken sakallarımı özleyeceğim. :)

Aylardan şubat. Yeşim'le buluştuk ve beni İstiklâl'de bir pasaja, sahafa götürdü. "Sahaf kokusu" diye bir şey varmış ya; onu buram buram soludum. Bir de kendime 5 liraya kitap aldım: Ye, Dua Et, Sev

"Ucuz etin yahnisi sert olur" misali, kitabı Antalya'ya götürecek ve orada unutacaktım. Bir de bu keşif yolculuğumdan sonra SAHAF isimli yazımı yazdım.
Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü ve hatta hayatımın en güzel Sevgililer Günü kutlamalarından biri. Antalya'daki 5M Migros AVM'nin girişinde Sevgililer Günü için hazırlanmış bu platformu görür görmez hemen fotoğrafını çektim. Gün bittiğinde de klavyeyle monitöre sarılıp, "AŞKIN -KIRMIZI HÂLİ: GÜNLERDEN SEVGİLİ" isimli yazımı yazdım. 
Antalya... Beni dinlendiren, demlendiren, tatlı tatlı dillendiren ve dindiren şehir... Yazın ayrı güzel, kışın ayrı...

Bazı şehirler tek kişiliktir, bazı şehirler çift. Sen kesinlikle çift kişilik bir şehirsin Antalya. Yani diyeceğim o ki İstanbul gibi değilsin...
"Mutluluk işte bu kadar basit."


Fotoğrafı paylaşırken altına bunu not düşmüşüm. Bir yudum kahve, bir parça kek, biraz kalabalık, biraz yalnızlık...  Her ne kadar bir film seçkisinin ismi olsa da afişin üzerindeki, gerçekten doğru: Tadı damağımda. :)
Aylardan mart. Beykoz Kundura Fabrikası'ndayız. O zamanlar dizide çalışıyorum, Tozlu Yollar'da. Finallerim için izin istiyorum ve beş günlük bir tatile çıkıyorum, dizinin bir hafta kadar sonra final yapacağından habersiz.

Çıkarken gözüm manzaraya takılıyor, hemen fotoğrafını çekiyorum. İstanbul, her şeye rağmen her şeyinle seni seviyorum...
Doğuş Grubu'nun projesi olan n11.com isimli alışveriş sitesinin lansmanı var. İstikamet Karaköy'deki Antrepo. Bugünün benim için daha büyük bir anlamı var.

- Neymiş o?
- Son prensesin doğum günü. :)

Lansmanda dünyayı kasıp kavuran K-Pop fırtınasının en güçlü rüzgârlarından EXID ve RANIA sahne alıyorlar. Ben de şu meşhur K-Pop ile tanışmış oluyorum. RANIA'yı, EXID'den daha çok beğeniyorum. Favorim ise kesinlikle Style. Hâlâ büyük bir zevkle ve enerjiyle Style'ı dinlemeye devam ediyorum.
Bu kadar kulaklarını çıtlatmışken meseleye geleyim. 2012'den devreden mirasım, son prensesim, kıymetlim... İyi ki Dilek Abla doğurmuş seni, iyi ki kesişmiş yollarımız, iyi ki kesiştiğimiz o noktadan itibaren beraber yol almışız. Bizimki gönüllü bir yol arkadaşlığı, aşkın daha önce hiç yapılmamış bir tanımı... Kelimelerimden taşıyorsun, içime sığmıyorsun. Seni gösterişsiz bir biçimde seviyorum. 21. yaşını kutluyorum. Bu arada, en güzel ve en özel yaşlardandır 21. Aman, değerini bil!

Bir de teyzenle dayını ikna edebilsen harika olurdu. 23.15'teki vapura yetişeceğiz diye ne çektik be! :)

Yazı için buradan yakın. :)
Az önce bahsetmiştim, setten izin alıp finallerim için çalışacağımdan. Yıllardır verme zahmetinde bulunmadığım Stüdyo Teknikleri dersimden kurtulmak için okulun stüdyosundayım. Green box çekimi yapacağım. Oyuncum Yeşim. Elinde kitapla green box önünde tepinip duruyor benim için.

Bu kadar zahmetin ardından stüdyodaki bar dekoruna geçiyoruz ve bir-iki fotoğraf çektiriyoruz.

Hoş, ben flu çıkmışım ama olsun. Bu arada, vizeden 60 aldım. En yüksek not 60'tı. :) Bir de Instagram tarihimde en çok beğenilen fotoğrafım bu oldu. :)
Nergis'imle bizim için bir klasiğe dönüşen Pera Müzesi'ndeyiz. Yine yeni bir sergi, yine beraber gezmekteyiz. Nergis "Heykelin yanına geç" diyor ve fotoğrafımı çekiyor.

Manolo Valdés'in bu güzel sergisi hakkında yazdıklarım için buyrun: BİR MANOLO VALDÉS SERGİSİ: RESİMLER VE HEYKELLER
Bugün günlerden 29 Mayıs. Kadıköy'den Karaköy'e varıyoruz ve Hazal "Buradaki ara sokaklarda çok güzel caféler var. Hadi keşfedelim" diyor fakat Hazal'ın teklifi elimizde patlıyor; çünkü hiçbir yeri bulamıyoruz. :)

Karaköy'den giriyoruz, Tophane'den çıkıyoruz. Dağ bayır, tepe yokuş derken kendimizi Cihangir Kahvehanesi'ne atıyoruz. Hayaller, planlar, dedikodular ve kahkahalar eşliğinde çayımızı içiyoruz. Sonrasında Taksim'deki berber arkadaşımıza gidiyoruz ve ben saçımı kestiriyorum. Erkek kuaföründe uslu bir kız olarak oturup beni beklediğin için çok teşekkür ediyorum. Sana boşuna "prenses" demiyorum. :)

Biletini Antalya'dayken aldığım, heyecanla gün saydığım Rihanna konserinin nihayet zamanı geldi. Geçen yıl Madonna'dan tecrübeliyim tabii, işlerimi bitirir bitirmez Beşiktaş'a geliyorum ve sıraya giriyorum.

Uzun bir bekleyişin ardından konser alanına giriyoruz. Herkes burada! En az 3 tanıdık düşüyor metrekare başına. :)

Bu fotoğraf için poz veriyoruz. Gençler, "Cheese!" yerine "Shine bright like a diamond!" diyoruz. :) Bu muhteşem konserin yazısı da burada: RIHANNA İSTANBUL'DA BİR ELMAS GİBİ PARLADI



Aylar önce Twitter'a şöyle yazmışım: "31 Mayıs'ın gelmesini iple değil, halatla çekiyorum. Shine bright like a diamond!"

Kastettiğim tarih aslında 30 Mayıs, ufak bir yanlış yapmışım ama hayat o kadar ilginç ki 30 Mayıs yerine yanlışlıkla halatla çektiğim o 31 Mayıs sadece benim için değil, tüm Türkiye için asla unutulmayacak ve toplumun dinamiklerini büyük ölçüde değiştirecek bir tarihti. Rihanna'nın konserinde eğlenirken bir gün sonrasında böyle bir olayın içinde kendimi bulacağımı tahmin bile edemezdim ama hayat da böyle, sürprizlerle ve bilinmeyen denklemlerle dolu.
Bu fotoğraflara her denk geldiğimde tüylerim diken diken oluyor, gözlerim doluyor. En usta kalem bile yazsa ifade edemez, orada olmayan o atmosferi bilemez. Daha önce hiç bu kadar korkmamıştım, hem kendi hem adıma hem toplumum adına.

Keşke elimden daha fazlası gelebilse, bu karanlık bulutlar gidiverse... 

Bir toplumun uyanışının yazısı burada: UYANIŞ: DİREN GEZİ PARKI


Günlerden 6 Haziran, Miraç Kandili. Gezi Parkı'nda herkes birbirinin kandilini kutluyor. Kutu kutu kandil simitleri oradan oraya dolaşıyor. İkram edenlerden hatır için bir tane alınıyor, ikramı alınmayanlar güceniyor. Herkesin egosunu legosunu evinde bıraktığı, kimsenin kimseye saygısızlık yapmadığı, hepimizin toplamının bir olduğu zamanlar... "Bazen kimi meselelerin aşılması için hadise çıkması gerekir" sözü geliyor aklıma. Özlüyorum o zamanları, paylaşılanları, dayanışmayı ama adaletsizliği, polisleri, biber gazını, tomayı ve Gezi'siz bir Taksim'in düşüncesini asla!

Gezi, çok alıştık sana.
Toplum olarak yürümeye, odamızdan çıkıp sokaklara dökülmeye, direnmeye ve diretmeye alıştık. İyi ki alıştık. Bu defa bütün ayrımcılıklar için, Onur Yürüyüşü için İstiklâl'deyiz. Binlerce insanın arasından ilkokul 1'deki sıra arkadaşım Damla'yı buluyorum ve ablalarıyla beraber yürüyoruz.
Yürüyüşten ayrılan Damla ve ablasından pankartları devralıp, Nergis'le beraber yürümeye devam ediyoruz. "Aşk örgütlenmektir" diyoruz. Örgütleniyoruz.

Yasa dışı örgüt kurmaktan bizi içeri atarlar mı dersiniz? :)

"Doğum gününe giderken kendini gaz bombaları arasında bulan @kittypinko her şeye rağmen objektiflere böyle gülümsedi. :)"

Takvimler 6 Temmuz'u gösteriyor. 2013'ün ilk yarısı çok çetin geçti. Yılın son yarısında acaba bizi neler bekliyor?

Bugün Yeşim'in doğum günü. Taksim'de akşam bir kutlama yapacağız ama biber gazları bir o yana bir bu yana uçuşuyor, polisler bir o yana bir bu yana koşuşturuyor. Dolayısıyla doğum gününün rotası da değişiyor: Yeni yer, Ortaköy.

Nergis'le kendimizi Cihangir'de direnirken buluyoruz. Şıklığından dolayı direnişçi kızımız Nergis'i kutluyoruz. :)

Şekil A'da gördüğünüz üzere ben tam bir çapulcuyum. Çapulculuğun hakkını sonuna kadar veriyorum. Neyse ki güneşi görüyoruz, Cihangir'den Gezi Parkı'na varıyoruz. Oradan Nergis'le ofise geçiyoruz. Yeşim'e hiç iyi olmadığımızı ve doğum gününe katılamayacağımızı söylüyoruz.










Sürpriz işte böyle yapılır! Hello! Biz geldik! :)

Kızımızın yüzündeki tebessümden mutluluğunu anlamışsınızdır. O yüzden kısa tutuyorum ve Dilimin Ayarı Yok'ta "İYİ Kİ VARSIN" diyorum.

"Burası İstiklâl."

Fotoğrafa düştüğüm nottan da anlaşılacağı üzere yine İstiklâl'deyiz. Yani biri bir gün "İstiklâl'de yere oturalım, yemek yiyelim" dese ya oradan hemen uzaklaşırdım, ya ateşine bakardım ya da "İmdaaat!" diye bağırırdım. Şimdilik aklıma gelen ihtimaller bunlar.

Velhasıl, Ramazan ayı geldi ve yüzlerce kişiyle aynı sofrada buluştuk. Yedik içtik, konuştuk, kaynaştık, bölüştük, tanıştık. Bu arada, fotoğrafın sağındaki hanımefendiyle ilk kez o gün karşılaştık ama bu son olmayacaktı. Bu iki yabancı iyi iki arkadaş olacaktı... :)

Yazısı da burada: İSTİKLÂL'DE YERLERDEYİZ

Sıcak bir temmuz akşamı... 7 yıl aradan sonra Mirkelam'ın yeni albümü çıkıyor, Hürriyet de müzik bloggerları için özel bir etkinlik düzenliyor. Şarkıları ilk defa biz dinleyeceğiz.

Şarkılar güzel ama Mirkelam'ın kişiliği her şeyi gölgede bırakıyor. Muhteşem bir adam var karşımızda. O konuşuyor, ben yazıyorum. O söylüyor, ben dinliyorum...


Birkaç gün sonra arkadaşım arıyor, "Kelebek'e çıktın, bizi unuttun" diyor. Bir Hürriyet alıp, Kelebek'in sayfalarını karıştırıyorum. Solda gördüğünüz fotoğrafla ikinci sayfada kendimi görüyorum. :)


Albüm yazısı için buradan yakın. :)



"Tanrıça ve Fıt Fıt :)"



















"Sahuru beklerken ya da Nergo'nun deyimiyle Hımbılus :)"

Malumunuz Ramazan ayı ve niyetliyiz. Gecenin bilmem kaçı, sahur için beklemekteyiz. Fıt Fıt uyuyor. Cumartesiyi pazara bağlayan geceden herkese selamlar. :)

Uykum vaaaar! :)






Günlerden pazar. Orucumuzu tuttuk, iftarımızı İstiklâl'de yine yerde yaptık. Taksim'de yine olay çıktı, polisler kalabalığı kovaladı. Demirören AVM'nin kapılarını kapatması üzerine Nergis yılın protestosuna imza attı: "Kahroool Demirören!" :)

Sonuç olarak, soluğu Cihangir'de aldık Nergis, ben, Melis ve Burhan dörtlüsü olarak.





"Güle güle İstanbul!"

Ağustos ayı... Türkiye için bayram, çalışanlar için tatil vakti. Bir gün öncesinden bulduğum fiyatı uygun uçak biletini tabii ki de kaçırmıyorum, bir gün sonra soluğu İstanbul Atatürk Havaalanı'nda alıyorum. Nergis ve Fıt Fıt beni uğurluyorlar.

Yoldayken de ACİL TATİL ALARMI isimli yazımı yazıyorum. Uçağın içinde fotoğrafını çekip, yazıyı sıcağı sıcağına yayımlıyorum.





6 ay sonra ve nihayet tekrar Antalya'dayım, söz verdiğim gibi. Ayaklarımda kum taneleri, kulağımda denizin sesi, tenimde güneşin izi... Huzurla dolduğum şehirdeyim. Yanımda ise abimin sevgilisi Selin var. Yengem, arkadaşım, burçttaşım. Yaşasın Aslan kardeşliği! :)

Planlar bir anda değişiyor. Tatili uzatmak için değil, bazı pürüzler olduğu için işimi bırakıyorum. Zaten ilk defa gidiş-dönüş biletimi beraber almamıştım. Varmış içimdeki sesin bir bildiği.




Bu şehirde trafik yok, kavga yok, gürültü yok. Akdeniz'i seviyorum. Antalya'yı özlüyorum. Antalyalı olmamama rağmen belki de bir Antalyalıdan daha çok seviyorum orayı. Yeşilini, mavisini, dağlarını...

Belki de beni ona bağlayan bu kaçamak ilişkimiz, yılın belirli zamanlarında görüşmemiz. Belki sen de beni bu yüzden seviyorsundur Antalya ama kabul et, ben de en az senin kadar Akdeniz kokuyorum.




"İyi ki doğdun Ata Berk! Sayende 13 yıldır abiyim."

Bugün günlerden Ata Berk. Canım kardeşim benim! 1999 yılının o kasım ayını hiç unutmuyorum. Annem 38 yaşındaydı ve hamileydi. Seni aldırmayı düşünüyordu. "Abi olmak istiyorum" diye tutturmuştum ve senin doğacağın günü iple çekiyordum. Görünürde her şey yolundaydı ve annem kontrol altındaydı.

Yıllar sonra doktorlar teşhisi koyduğunda sadece abi değil, özel bir kardeşin özel abisi olduğumu fark ettim. Otizmin ne olduğunu seninle öğrendim. Bana göre tek eksiğin, atasözlerini ve deyimleri anlamıyorsun. :)

"Özsancak Brothers"

Yalan söylemiyorsun, kalp kırmıyorsun. Senin doğanda ve dünyanda kötü hiçbir şeye yer yok.


Üstelik bir de Aslan burcusun. Daha ne olsun? :) Ben de olacaksa, böyle bir kardeşim olsun isterdim zaten.

Umarım sen de benden memnunsundur. :)

Bir de bu hayatta en çok seni seviyorum. Sen de en çok beni sev. Her şey karşılıklıdır ama sen bunu anlamayacak kadar temizsin. :)



Doğum günleri bitmiyor, önünü alamıyoruz. Âdeta 'Kutlu Doğum Haftası' yaşıyoruz. Ata Berk'ten 4 gün sonra Selin'in doğum günü, ertesi gün de benim. Geçen yılki gibi arkadaşlarımla İstanbul'da değil, Antalya'da Selin'leyim. Biz bizeyiz.

Bu fotoğrafa bakınca sakallarımı özledim, hüzünlendim. :) Bronzluk da bir başka yakışıyor bana. Vallahi hoş adamım ya. Hahahaha

Konumuza dönelim: 24 yaşın uğuruna hep inandım ve bu yaşın uğurunu da taşıdım sanırım. Günün sonunda kendi blogumda karşılaştığım bu sürpriz beni yerle bir etti, mutluluktan! :) İYİ Kİ DOĞDUN PRENSİMİZ!

2013 yazının son Antalya akşamı, son kahvesi, son sohbeti. Vakit, İstanbul'a dönme ve kaldığım yerden devam etme vakti.

Her şeyi oluruna bırakmıştım, beklemeye almıştım. Hayatı daha fazla bekletmek olmazdı; çünkü Antalya benim için yaşam değil, kaçış noktasıydı...

Yeni bir hayata başlamak ya da birkaç vakit önce bıraktığım hayatıma kaldığım yerden devam etmek için dönecektim. Havaalanına giderken "YAZ BİTERKEN" diyecek ve sonbahara girecektim.

"Fıt Fıt'la dayısı akşam gezmelerinde. :) @kittypinko"

İstanbul, dostlar, yarıda kalanlar, heyecanlar ve tabii ki trafik! Gelir gelmez söylenmeyeceğim. :)

Nergis'imle ve Fıt Fıt'ımla kavuştuk. Neler neler konuştuk... Yaşayacak, yazacak, anlatacak, paylaşacak ne çok şey varmış meğer. Kendimi hayatın sürprizlerine bırakıyorum ve sıradaki şarkıyı bahtıma armağan ediyorum.

Bir de Fıt Fıt'ımızla bizi ağırladıkları için Pomidor'a teşekkür ediyorum. Yazısı da burada. :)

Eylül nasıl geçti, doğrusu anlamadım. Aylardan Ekim. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Kutlamak üzere Melis'le buluştuk. Moda'ya gittik, sahilde yürüdük, çay bahçesinde odağımızı denize düşürdük. Uzun zamandır konuşmaktan çok dinlediğimi fark ettim. Uzun uzun dinledim ve biri beni gerçekten şaşırttı. :) Fanta, aramızda! ;)

Kutlamaların eyleme dönüştüğünü fark edince işin rengi değişti. Hemen ikiledik. :)






Yeni bir iş, yeni bir hayat, yeni kararlar, yeni adımlar, çorap söküğü gibi gelen hak edilmiş kazanımlar... Öyle istekle ve heyecanla yürüyorum ki arkama bir baksam, biliyorum ki hızım kesilecek. Rüzgârı arkama almışım, hesapları kitapları sıfırlamışım, bir defter alıp yazmaya başlamışım. Aklım hep yarında, gözüm hep ufukta...

Mutluluk paylaşmaktan geçiyor, en çok da güzellikleri. Derken, öğle yemeğime bir misafir geliyor. "Oturabilir miyim?" demeden, izin istemeden. Cesaretini ve özgüvenini seviyorum; egosuz oluşunu, kasılmamasını, doğallığını. Bahsettiğim elbette bir kedi. :) Hayvanların insanlardan daha medeni, kibirsiz, özgüven sahibi ve sevgi dolu olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak, bugün misafirimle yemek yiyorum. :)

Bu sevimli arkadaşla yürüyüş yaparken karşılaştım. Arabadaki beyefendilerden izin alarak sevdim, okşadım. Üstelik çok fotojenikti. Kamerayı görünce de hemen poz verdi. :)













"Türk-men Cem :)"

Ata'm, izindeyiz.













"Yani diyor ki: - Hooop! Yeni yıla az kaldı. Plan yaptın mı? :)"














"Haftaların vermiş olduğu yoğunluk ve yorgunluktan hâlim bu olsa da sevdiğim kadınlardan birinin elleri omuzlarımda... Doğru yoldayım demektir heyecanım azalmadıysa, bugünümde ve yarınımda güzel insanlar varsa... :)"

Fotoğrafta ne kadar yorgun çıktığımı biliyorum; çünkü gerçekten çooook yorgunum! Sevdiğim kadınlardan birini yanımda bulmuşum, atıverdim kollarına kendimi.

Bütün kış hiç grip olmuyorum diye övünüyordum ki Ayşe Arman'dan kaptım gribi. :)


"@caganirmak1 geldi, bir hikâye anlattı ve biz tamamlandık. :)"

Yoğun çalışma temposundan fırsat bulup da dinlenmek hak getire, söz konusu blog olduğunda kalıyorum mesaiye.

Bugün Çağan Irmak'la bir araya geldik, "Tamam mıyız?"ı izledik. Film bittiğinde boşluktan yararlandım, afişimi imzalattım. :)







"Cumartesi, en sevdiğim..."

Defterin üzerindeki çikolatanın kutusunun 300 lira olduğunu öğrenince yemeye kıyamadım. :)

Şaka şaka, Allah'ın hakkını 4'e çıkardım. :)












"Yaşasın sağlıklı yaşam!"

Roka sevmiyorsan, görüşmeyelim nokta












"İyi ki doğduuun Melis! Seni durdursak mı? :) @melismr"

Ramazan ayının ilk günü başlayan bir arkadaşlık ancak bu kadar mübarek olabilirdi. :)

Nergis'imle, Aslı ve Candan'la Melis'in doğum günü yemeğindeyiz.

Anılarımla dolu Meyra'yı kapatmışlar, yerine Mona yapmışlar! Bu defa üzülmedim, Mona'da Meyra'dakinden daha güzel ve özel anılarım olsun diye evrene enerji gönderdim. :)




Bu güzel akşamın ayın sonuna denk gelmesi, kadehlerin ve güzel temennilerin 2014 için kalkması için de bir vesileydi.

İyi ki doğdun Melis! Direne direne hem Gezi'yi hem de birbirimizi kazandık. :)

Direnince çok güzel oluyorsun. :)

"Kahroool Demirören!" :)

"Ai gibi, mö gibi, hav hav gibi" :)

Ayrıca bu yıl yazdığın bu güzel yazınla Dilimin Ayarı Yok'a konuk olduğun için teşekkürler...

Loading... :) (GELEMEDİ)


















Bu vesileyle de Dilimin Ayarı Yok'u takip eden okuyucularıma, size çok teşekkür ediyorum. 2014'ün temasını "Aşk ve Paylaşmak" olarak belirliyor, bütün güzel kalplerin ve hak edenlerin bu güzel duyguları yaşamasını diliyorum ama tabii ki her şeyin başı da sağlık! :)


Hayatın her deminden bir şeyler paylaşmaya, ayarsızlığın dozunu ve hayatın tozunu attırmaya devam edeceğiz. Sizleri şaşırtmaya devam edeceğim. Bence takip etmeye devam edin. :) Bu arada, bu yazının 2012 modelini okumak, bir yıl daha öncesine yolculuk yapmak için buraya tıklayabilirsiniz. Kemerinizi bağlayın. :)

Size 2013'te dinlemekten en çok keyif aldığım şarkıyla, Applause'la veda etmek istiyorum.


Alkışımız bol olsun! :)


BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

1 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com