, , ,

HAYAT VE ÖLÜM

Perşembe, Ekim 03, 2013

Hayat ve ölüm…

Birbirinden ne kadar ayrı ve birbirine bir o kadar da yakın...
Yaşamamış olsak bile az çok biliriz köy hayatını dedelerimizden, ninelerimizden, filmlerden ya da dizilerden. Gidip görmemiş olsak da küçük dünyalarını sığdırdıkları, küçük köylerindeki insanları biliriz. Belki selayı duymayız ama camide bir sela verilince akın akın oraya koşan halkı biliriz. İmam, merhumun adını söyleyince oradakilerin yüzlerindeki o yaşanmışlıkları okuruz. Kiminin terzisi, kiminin babası, kiminin çocukluk arkadaşı, kiminin hısmı. Herkesin kısa ya da uzun bir anısı vardır yitip gidene dair. Herkes son görevini yerine getirir, ölene Allah’tan rahmet ve yakınlarına başsağlığı diler, köşesine çekilir. Yani herkes kaldığı yerden hayat gailesine devam ederken, ateş yalnızca düştüğü yeri yakar.
Peki yaşadığımız bu büyük şehirde ölümü ve yaşamı daha kayıtsız ve daha iç içe kılan nedir sizce? Bu şehrin “koca şehir” oluşu mu? Metropol oluşu mu? Nedir bizi bu kadar ölüme alıştıran? Ölüm haberlerinin sık oluşu mu? Koridorunda beklediğimiz hastanenin  bir kapısından kundağa sarılı bir bebeğin, diğer kapısından üzerine örtü çekilmiş cansız bir bedenin çıktığı esnada bizim ikisine de uzaktan bakıp o an sadece beklediğimiz habere odaklanmamızı sağlayan nedir? Arabamızla yoldayken bir yandan trafiğin neden sıkıştığına dair söylenirken, biraz sonra kazanın olduğu yerin yanından o esnada kaldırılan cansız bedenlere uzaktan bakarak geçerken az sonra yetişeceğimiz yemeğe geç kaldığımızı düşünmemizi engelleyemeyen nedir? Gazetelerin 3. sayfasında bıçaklanarak, vurularak hayatını kaybeden insanların haberini okurken gözümüzü ikinci sayfadaki filanca mankenin yeni sevgilisine kaymaktan alıkoyamayan nedir?  Yoksa televizyonda akşam haberlerini izleyip kahvemizi yudumlarken, bir yerlerde olan patlamada hayatını kaybeden insanların haberini veren sunucunun hemen ardından hayvanat bahçesinden kaçan maymunun yarattığı panik dolu dakikaları aktardığında suratındaki ve sesindeki profesyonelliği mi bize az önce izlediğimiz patlama haberini unutturan?
Okuldayken biyoloji öğretmenimin yaşadığımız 17 Ağustos depremi sonrasında bize fay kırıklarıyla ilgili anlattıkları geliyor aklıma. "Derinlerde şiddetli çarpışmalar yaşanırken, bizim yüzeyde çoğu zaman yalnızca hafif bir titreme hissettiğimizi" söylemişti. Yaşam ve ölümü bu denli iç içe  kılıp, bizi ölümün soğukluğunu ve çaresizliğini kayıtsızca kabullenişe iten, etrafımızdaki en şiddetli yaşanan çarpışmalarda bile sadece hafif bir titreme hissetmemizi sağlayan sebebi bilemiyorum. Bildiğim bir şey var ve o da hayatın hızını yakalamaya çalışırken birbirimizle çarpışmaya mecbur olduğumuz…

Konuk Yazar: Melis Samur / Ekim '13

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com