, , , , ,

MUHTEŞEM BİR KİTAP - VASAT BİR FİLM: NIETZSCHE AĞLADIĞINDA

Çarşamba, Ağustos 07, 2013


Son zamanlarda okuduğum en muhteşem kitap, Nietzsche Ağladığında. Ünlü Psikiyatrist Irvin D. Yalom tarafından kaleme alınan kitap, 1880'li yılların Avrupası'nda Dr. Josef Breuer ve Prof. Friedrich Nietzsche arasında geçen tedavi sürecini konu alıyor. Irvin D. Yalom'ın kullandığı üslup son derece açık, akıcı ve yetkin. Kitaptaki hemen hemen tüm kişiler gerçek; fakat hikâye yazarın kurgu gücüyle gelişiyor.

Kitabın ana kahramanlarından Dr. Breuer ve Sigmund Freud, histeri hastaları Anna O. (takma adıyla) üzerinde geliştirdikleri "baca temizleme" yöntemiyle 1880'li yılların Viyanası'nda psikoterapinin tohumlarını atmaktadırlar. O zamana dek "İnsanca Pek İnsanca", "Çağa Aykırı Düşünceler", "Tan Kızıllığı" ve "Şen Bilim" adlı kitapları yayınlanan, çağının ötesinde fikirlere sahip aykırı bir filozof olan Prof. Friedrich Nietzsche ise yaşadığı ağır migren hastalığı nedeniyle zorlu bir hayat sürmektedir. Günün birinde Prof. Nizetsche genç bir şaire âşık olur: Lou Andreas Salome. Bağlanmayı reddeden, özgürlüğüne düşkün bir kadın olan Salome, Nizetsche'ye o ve dostları Paul Ree ile birlikte üçlü bir ilişki yaşamayı teklif eder. Nizetsche ise; bu üçlü ilişkiyi başta kabullenir, sonra ise duygularına yenik düşüp âşık olduğu kadına evlenme teklifi eder. Fakat Lou Salome Nietzsche'yi reddeder. Bu olaydan sonra Nizetsche, başta Lou Salome olmak üzere bütün kadınlara karşı öfke ve nefret duymaya başlar.

Kitapta bahsi geçen bu ilişkiler gerçekte de 1880'li yılların Avrupası'nda yaşanmıştır. Kurgu ise şurada başlıyor: Nizetsche'den ardı arkası kesilmeyen nefret mektupları alan ve büyük bir endişeye kapılan Lou Salome, Viyana'nın ünlü doktoru Josef Breuer'un kapısını çalar ve ondan Nizetsche'yi iyileştirmesini ister; fakat iyileştirmesini istediği şey, Nietzsche'nin görme kaybı ya da migreni değil, onu ölüme sürüklemekte olan ümitsizliğidir; çünkü Nizetsche Lou Salome'a yazdığı son mektuplarda intihar fikrinden bahsetmektedir.

Gerçekte Dr. Breuer ve Prof. Nietzsche hiç karşılaşmamıştır; fakat kitapta birbirlerinin hem hastası hem de doktoru olurlar. Tedavi etmeye çalıştıkları fiziksel ve ruhsal hastalıkları üzerinde geliştirdikleri yöntemleri okuyucuyu da iyileştirir nitelikte bir reçetedir.

Prof. Nizetsche ve Dr. Breuer arasında gerçekleşen felsefe sohbetleri, psikolojik analizler ve özgürlük arayışları ile gelişen hikâyede, hayata dair birçok öğretici deneyim ve fikir yer alıyor. Kendi yolunu çizmekte olan herkesin müthiş kazanımlar elde edeceği kitapta, Nietzsche'nin "üstün insan ideası" ve bu uğurda göze aldığı uzun ve zorlu yol resmediliyor.

Son derece doyurucu bir hikâye ve kurguya sahip olan kitabın uyarlama filmi ise ne yazık ki kitap kadar haz vermiyor. Sanırım bütün iyi kitapların kaderi er geç vasat birer filmlerinin çekilecek olmasıdır. Kendi adıma söyleyebilirim ki, ne zaman kitabını okuduğum bir film izlesem hayal kırıklığına uğrar ve edebiyatın sinemadan daha nitelikli olduğunu düşünürüm. Çünkü bir roman günlerce süren bir film gibidir. Onu bekletebilir, geriye sarıp tekrar tekrar izleyebilir ve sevdiğimiz sahnelerin altını kırmızı kalemle çizebiliriz.


Nietzsche Ağladığında - Altını Kırmızı Kalemle Çizmek İstediğim Yerler

* "Uçmak istiyorsunuz, ama uçmaya uçmakla başlayamazsınız. Size önce yürümesini öğretmek zorundayım ve yürümeyi öğrenmenin ilk adımı, kendi kuralları olmayan insanın başkaları tarafından yönetilmek zorunda kalacağını anlamaktır. Başkalarının kurallarına uymak, insanın kendisini yönetmesinden çok, hem de çok daha kolaydır."

* "Ruhunda sükûnete kavuşmak ve mutlu olmak isteyen insanlar inanmalı ve iman etmelidir, ama hakikatin peşindeki insanlar iç huzurundan vazgeçip yaşamlarını bu sorgulamaya adamak zorundadır."

* "Dans eden bir yıldız doğurmak isteyen, önce kendi içinde büyük taşkınlıklar ve kaos yaşamak zorundadır."

* "Yaşam planınız sizin elinizde değilse, varlığınızı rastlantıya bırakmışsınız demektir."

* "Yaşarken yaşayın! İnsan yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman, ölüm, taşıdığı dehşeti yitirir! İnsan doğru zamanda yaşamazsa, asla doğru zamanda ölemez."
    
Kitapta uzun uzadıya okuyup altını çizdiğimiz, üstünde düşündüğümüz diyaloglar, filmde 30 saniyelik bir sahne içinde hızlıca geçiştirilerek çarçur ediliyor. Kitabın asıl doyurucu, haz veren kısmı Dr. Breuer ve Prof. Nizetsche arasında geçen uzun felsefe sohbetleri iken, filmde bu sohbetler oldukça kısa tutuluyor; dolayısıyla kitabın öğreticiliği filmde karşımıza çıkmıyor.

Edebiyat ve sinema arasındaki bir diğer tatsız fark ise; okurken hayalimizde canlandırdığımız kahramanların sinema perdesinde karşımıza çıkan hâllerinin bizi tatmin etmemesidir. Bir romanın okuyucu sayısı kadar yönetmeni vardır ve her okuyucu elindeki kitabın yönetmen koltuğundadır. Dolayısıyla romanda okuyucunun resmettiği karakterler, sinema perdesine düştüğünde artık sadece filmin yönetmeninin hayal dünyasını temsil eder. Roman, okuyan kişinin zihninde çekilen bir film iken; sinema, yönetmenin perdeye yansıttığı zihnidir. Ve romanını okuduğumuz bir filmi izlemek, resmini çizdiğimiz bir düşün başka bir ressam tarafından farklı şekilde çizilmesini izlemek gibidir; düş kırıklığı yaratır. Örneğin; kitapta anlatılan hâliyle zihnimde canlandırdığım Dr. Breuer zeki, bilgili ve soğukkanlı bir karakter iken, sinema perdesine yansıyan Dr. Breuer, abartılı oyunculuğu ve ani öfke patlamalarıyla kitaptakinden oldukça farklı bir karakter çiziyor. Okuduğum Breuer akılcı ve olgun bir doktor iken, izlediğim Breuer telaşlı, kontrolsüz ve orta yaşlı bir doktora benziyor. Fakat Nietzsche'yi canlandıran aktör Armand Assante için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Armand Assante, Breuer'u canlandıran aktör Ben Cross'a göre oldukça iyi bir performans çıkarıyor. Nietzsche'nin heybeti, coşkusu ve görkemliliği, Armand Assante'nin son derece doğal ve yetkin oyunculuğuyla şahlanıyor.

Armand Assante'nin şahane oyunculuğu dışında elle tutulur pek iyi bir yanı olmayan, vasat oyunculuklar ve vasat bir yönetimle ortaya konulan film, uyarlandığı kitaba layık olamıyor. Felsefeye ve psikolojiye ilgi duyanlar için muhteşem bir kitap olan "Nizetsche Ağladığında", sinemaseverler için ne yazık ki aynı ihtişamı vadetmiyor.

Konuk Yazar: Yeşim Coşkun / Ağustos '13

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com