, , , , , ,

GRİ, GÖKKUŞAĞININ YEDİ RENGİNE KARŞI KOYABİLİR Mİ?

Cumartesi, Ağustos 31, 2013

Bir sabah uyanıyorsunuz ve yaşadığınız şehrin en şöhretli merdivenlerinden birinin gökkuşağına boyandığını görüyorsunuz.

Bir sabah uyanıyorsunuz ve o merdivenlerin baştan sona griye boğulduğunu öğreniyorsunuz.

Yine bir sabah uyanıyorsunuz ve o merdivenleri griye boyayanların bu defa merdivenleri tekrar boyadıklarını görüyorsunuz. Tüm bunlar bir haftadan daha kısa bir sürede yaşanıyor.

Türkiye'de artık sabahlar çok tuhaf. Çalar saatiniz çalmadan birileri sizden bir şey çalıyor.

Çok kızardım önceden "Bu ülkede yaşanmaz. Yurt dışına gitmek lazım" diyenlere. "Kaçmak en kolayı. Kalmalıyız ve mücadele etmeliyiz" derdim. Şimdi derdime yanıyorum.

Çocuk aklım büyüdü. Dikenlere takıldım herkes gibi, canım yandı. Gerçekleri bir bir gördüm. Günümü gördüm. Her geçen gün, daha çok günümü görüyorum. Sanki bir yürüyen bandın üzerinde koşar adımlarla yürüyorum ve o bant geriye hareket ediyor...

Sanıyorum ki İstanbul, tarihinde daha önce hiç bu kadar kıstırılmamıştı, küstürülmemişti. Fatih, yüzyıllarca önce çağın, aklın ve imkânların sınırlarını zorlayarak İstanbul'u fethetmişken bugünküler de çağın gerisine gitmek, imkânları imkânsızlaştırmak için âdeta mücadele veriyorlar. Düşman gelse, İstanbul'a bunu yapamaz; taşına toprağına, kılına dokunamaz. Ben içimizdekilerin, başımızdakilerin bu düşmanca tavırlarını anlayamıyorum. İçimdeki tüm öfke ve kararlılığımla "Gidin başımızdan! Yeter!" demek istiyorum. Biz size benzemek zorunda ve niyetinde değiliz. Bizi kendiniz gibi yapmaya çalışmaktan vazgeçin. Biz kendimizden ve mirasımızdan caymayız. Biz o zaman biz olmayız.

Sizin sadece siyahınız beyazınız var ve o siyahı beyazı yüzünüze gözünüze bulaştırdığınızda çoğalan grileriniz. Bizim de siyahımız beyazımız var. Alnımız ak, gözümüz kara! Bizler gökkuşağı gibiyiz, hatta gökkuşağının ta kendisiyiz. Ruhumuzda her renkten bir parça barındırıyoruz. İçimizdeki renkleri hayata katıyoruz. Biz böyle bildik, böyle yaşıyoruz.


Salıpazarı Yokuşu merdivenlerinin tekrar boyanacağını, birilerinin rahatsız olacağını en başından tahmin ediyordum, olacakları bekliyordum. Kaldırımı kaldıramayan birilerinin elbet çıkacağını biliyordum.


Sözüm o birilerine: Sizin çok sesliğe, çeşitliliğe, yani sonsuz seçmeliye tahammülünüz yok. İşte sırf bu yüzden, rengârenk boyanmış merdivenlerle bile kavga edip, taşa toprağa bile ahkâm kesiyorsunuz. Gerçi siz böyle şeyleri seversiniz. Seçimler yaklaşırken sağlam kaldırımları söker, yerine yeni kaldırım taşları dikersiniz. Siz merdivenleri değil, göz 'boyamayı' seversiniz.


Önce griye boyadığınızı inkâr edip, sonra suçunuzu kabul ediyorsunuz. Suçlu olduğunuzu bildiğiniz için yapanın siz olduğunu gizliyorsunuz. Tepkiyi görünce, sesler yükselince geri adım atıyorsunuz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Bu nasıl bir öfke, bu nasıl bir kin, bu nasıl bir gözü dönmüşlük?


Biz içimizdeki renkleri hayata katmaya devam edeceğiz; çünkü biz böyle yaşamayı görev biliriz. Siz daha siyahınıza beyazınıza bile sahip çıkamıyorsunuz. Tek renk olmuşsunuz. Ruh hâliniz gibi renginiz de kasvetli, gri. Bize benzemenizi, bizim gibi olmanızı beklemiyoruz. Sadece bizim renklerimize, sınırlarımıza, sahip olduklarımıza dokunmayın. Buraların yerlisi biziz, siz misafirsiniz. Giderayak daha fazla huzur bozmayın. Öfkenizi, kininizi daha fazla bulaştırmayın.


Bir yağmur yağar belki, yıkanırsınız. Başınızı kaldırın, gökyüzüne bakın. Gözünüzdeki çarşafları kaldırın, çıplak gözle bir gökkuşağına bakın. Olur da belki gökkuşağını seversiniz. Olur da belki kendinize bir renk seçersiniz...

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com