, , , ,

ONUR YÜRÜYÜŞÜNE ÇIKTIK AYOL!

Salı, Temmuz 02, 2013

İddia ediyorum, hükûmet bu tutumunu sergilediği sürece duyarlı vatandaşlar arasında obezite tarihe karışacak.

Bir haziran ayını başından sonuna kadar yürüyerek, direnerek, sesimizi yükselterek geçirdik.  Uyandık, başkaldırdık, "Van münit!" dedik.

2013'ün haziranı, belki de önceki haziranlardan çok daha başı dik, gururlu ve kendinden emindi. Derken, her yıl haziranın son pazar gününde gerçekleşen Onur Yürüyüşü'nün zamanı geldi. Zaten uyanışla başlayan ve karşı koyan bir hazirana da onurlu bir "Onur Yürüyüşü" ile veda etmek yakışırdı. Yalnız küçük bir sorunum vardı. Aynı gün aşağı yukarı aynı saatlerde Gazi Koşusu vardı. Bu yıl Gazi Koşusu'ndan vazgeçtim ve tam vaktinde Taksim'e geldim. Sebeplerim, yarışçılık tutkumdan bir hayli ağır bastı. Sebeplerim vardı.

Çok değil, en fazla iki ay öncesi. Arkadaşlarımla buluşmak için İstiklâl'den Odakule'ye iniyorum. Hafta sonu eşittir kalabalık... Ne kadar hızlı yürüsem de yavaşlamak zorunda kalıyorum. Başımda şapka, gözümde gözlük. Sanki ülkenin en önemli pop yıldızıyım da halkın arasında rahat dolaşabilmek için gizleniyorum. İçime dönmüşüm, kapanmışım. Öyle bir ruh hâli. Aklım başka yerdeyken birden birinin bana bir şeyler söylediğini fark ederek dikkat kesiliyorum:

- Gözlüklerin ne güzel!
- Teşekkür ederim.
- Baaak! Kibar ve centilmensin de.

Tabii ki aldığım övgülerden kıpkırmızı kesiliyorum. İnsanların bakışları nedense üzerimizde. Birden bunları söyleyen kişinin travesti olduğunu fark ediyorum. Konuşmalar devam ediyor. Ben de hemen şımarıyorum:

- Sadece gözlüklerim mi güzel?
- Aşk olsun. Güzel çocuksun maşallah.
- Teşekkür ederim.
- Aynı zamanda asil bir adamsın. Allah sahibine bağışlasın.

Bunları söylüyor ve sonra sırtımı sıvazlayarak gözden kayboluyor.

Kendimi özellikle gizlemeye çalıştığım ve dikkat çekmediğim konusunda karar kıldığım bir zamanda, tanımadığım birinin beni fark etmesi ve bir sürü güzel şey söylemesi hem şaşırtıcı hem de moral vericiydi. Bunu yapan kişi, toplumun görmezden gelmeye çalıştığı bir travestiydi. Böylece bir travestiyle en yakın temasım gerçekleşmiş oldu. Travestilere dair olan hafif ürkekliğim bir anda yok oldu. Hepimiz birbirimizden farklı insanlarız ama hepimiz aynı insanız.
Bu olaydan sonra düşündüm de düşündüm. Hadi burası Taksim. Her telden insanı bir arada görebilmek mümkün. Zaten bu da İstiklâl'e has. -Beyoğlu ve civarında değilseniz- yaşadığınız yerde, AVM'de, café'de, okulda, sinemada, parkta, akşam yemek yediğiniz restoranda hiç travesti görüyor musunuz? Görüyorsanız, ne kadar zamanda bir denk geliyorsunuz? 

Kabul edelim, istisnalar haricinde hiç de görmüyoruz. Göremiyoruz; çünkü onları yarasa gibi gece yaşamaya, nefes almaya biz mecbur kılıyoruz. "Biz" dediğime bakmayın, "onlar" demeyi sevmiyorum sadece. İğnelemeler, aşağılayıcı bakışlar, hakaretler... Biz ki üç gün evden çıkmadığımızda afra taframızdan geçilmiyor. Binlerce travesti, transseksüel gündüzleri  âdeta pusuda yatıyor.

"Bana ne!", "Sana ne!", "Ona ne!" diyenlerin hastasıyım. Ayrımcı herkesi zaten Allah'a havale ediyorum. Kimse kınadığının bedelini ödemeden diğer tarafa gidemiyor. Bu da böyle biline. Bazılarımız bayılıyor bizi "bölmeye", "çarpmaya" ve "çıkarmaya". Bizde de varsa yoksa "toplama".

Beni en çok da toplumuzdaki ikiyüzlülük sinirlendiriyor. Gündüzleri travestileri, transseksüelleri hayata karışmaktan men eden zihniyetin ta kendisi, geceleri onlarla para karşılığı birlikte oluyor. Bunları da en çok yine onları aşağılayanlar yapıyor. Sonra birileri çıkıyor ve "Bunlar pislik! Fuhuş yapıyor!" diyor ama kimse de bu insanlarımıza iş verilmediğini düşünmüyor. Hele hele "Bu insanlarla kim birlikte oluyor?"u sormuyor. Birlikte olanlar da ne hikmetse(!) yine bu insanlardan çıkıyor.

Sonra es kaza geceleri müşteri bekleyen travestilerin dizildikleri kaldırımdan geçerken tırsıyoruz. Gerekçeler çok. Bıçaklar diye, falçatası vardır diye, biri bir şey yapar diye, psikolojileri normal değil diye. Yaşamaktan beter edici bir yaşama şekline yüksek katkı sağlayarak bir de psikolojilerinin normal kalmasını bekliyoruz. Muazzam!

Peki ne oldu? Direniş zamanı Harbiye'deki travestiler, gazdan etkilenenlere kapılarını açarak gazdan boğulanları evlerine aldılar, insanlar onları sokağa almazken. Bunun üzerine ne söylense zaten az. Bu hayatta kötülük yaptığın insandan korkmayacaksın, kötülük yaptığın insanın iyiliğinden utanacaksın. 

İlk olarak 2003 yılında 30 kişiyle başlayan LGBTT (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Travesti, Transseksüel) Onur Yürüyüşü, 2010 yılında 5 bin, 2011 yılında ise 10 bin kişinin katılımıyla giderek büyüyen ve sesi gürleşen bir yürüyüş hâline geldi. Rakam konusunda bir kaynağa ulaşamasam da eminim ki bu yürüyüş bu yıl rekor katılımla gerçekleşti. Uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımı da, gördüm, ilkokul 1'den sıra arkadaşımla da yürüdüm. Pankart da tuttum slogan da, dev bayrağın bir kenarından da.

En önde aileler yürüdü; anneler, babalar, abiler, kardeşler, kuzenler. Mutsuz değildiler, aksine başları diktiler. Önyargıları, ayrımcılıkları ezip geçtiler.
Yürüyüşte beni şaşırtan şeyler de olmadı değil. Bunlardan ilki, üniversitede birinci sınıftayken homofobik konuşmalar yapan ve okulu bırakan eski sınıf arkadaşımı taytla ve sarı gömleğiyle görmek oldu. Bir yaşıma daha girdim doğrusu.

Birbirinden renkli katılımcılarla dolup taşan İstiklâl tabii çok renkli anlara da sahne oldu.  Bunun yanında soyunan, sadece iç çamaşırıyla dans edenlere de içimden kızdığımı belirtmek istiyorum. Bu yürüyüşte amaç sınırları aşmak değil, önyargıları yıkmak olmalı. Ben böyle bir etkinlikte uluorta yerde bu tür davranışlarda bulunmanın aykırılıktan öte, böylesine şık bir yürüyüşe yakışmadığını, irite edici olduğunu düşünüyorum.

Bir Onur Yürüyüşü daha geride kalmış, onurlu bir direnişle başlayan haziran ayı onurlu bir yürüyüşle bitmiş oldu. Dilerim ki önyargılar, ayrımcılıklar da bir gün biter.

Ne olursak olalım, önce insan olalım. Herkese güzellikle, hoşgörüyle bakalım. Görmezden gelmek yerine elimizi taşın altına sokalım.

Yazımı Murathan Mungan'ın başından geçen bir olayla bitirmek istiyorum:

Murathan Mungan bir panele katılır. Öğrencilerden biri, eşcinsel olduğu için kendisiyle dalga geçmeye çalışır. Bunun üzerine Murathan Mungan öğrenciye şöyle cevap verir: "Siz kendi sorunlarınıza bakın, ben kendiminkini hallettim. Sizin gibi geceleri yalnız yatmıyorum."


BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com