, , , , ,

BİR MANOLO VALDÉS SERGİSİ: RESİMLER VE HEYKELLER

Pazartesi, Mayıs 27, 2013

Çağdaş sanatın en büyük ustalarından biri olarak kabul gören Manolo Valdés'in Resimler ve Heykeller isimli sergisi 8 Mayıs itibariyle Pera Müzesi'nde. Sergi, Pera Müzesi ve Marlborough Gallery New York işbirliğiyle hazırlandı.

8 Mart 1942'de İspanya'nın Valencia şehrinde dünyaya gelen Valdés, 1958 yılında aldığı eğitimi bırakarak resme yönelmeye başlar. Pop sanatın İspanya'daki en önemli temsilcisi olarak nitelendirilen sanatçı, bu akımın İspanya'daki öncüsü Euqipo Crónica'nın 1981 yılında dağılmasının ardından kariyerine yalnız devam eder. Bu önemli sergide sanatçının 1980'lerden günümüze kadar uzanan çalışmalarına tanıklık ediyoruz. Müze, sanatçının eserlerini sergilemek üzere üç katını ayırmış.

Sergi 46 resimden ve 13 heykelden oluşuyor. Valdés'in resimleri oldukça büyük formlarda. Dolayısıyla her bir eser bulunduğu salonda büyük yer kaplıyor ve bu sebeple 59 eser binada üç kat boyunca sergileniyor. Valdés'in tablolarında dikkat çeken önemli bir nokta, sanatçının eserlerini çuval bezi üzerine resmetmesi. Ben bu sebeple kendisine "tuval yerine çuval kullanan ressam" tanımlamasını uygun gördüm. Sanatçının resimlerini çuval bezine resmetmesi oldukça sıra dışı. Bu uygulama bir diğer anlamda sanatçının imzası niteliğinde. Zaten Valdés diğer ressamlar gibi eserlerinin üzerine bir imza atmayı tercih etmemiş bir sanatçı. Belli ki özgün tarzından dolayı buna ihtiyaç bile duymamış.

Özgün demişken, sanatçının özgünlüğü kimilerine göre tartışma konusu da olabilir; çünkü Manolo Valdés geçmiş dönemlerin başyapıtlarını ve sanat tarihinin önemli bazı eserlerini çuval bezine tekrar resmetmiş. "Bir de benden görün" dercesine mi bunu yaptı, bilinmez ama resmettiği o eserlere yeni bir yorum kattığı da bir gerçek. Gerçi böyle bir yönteme gitmesi şaşırtıcı olmasa gerek. Sonuçta bir Pop sanatçısı için bu son derece olağan bir üretim.

Sanatçı çuval bezi üzerine çok çeşitli ve katmanlı boyalar kullanmış. Büyük boyutlu olması sebebiyle biraz uzaktan baktığımızda bütünüyle gördüğümüz resimlere yaklaştıkça katmanlarını ve işçiliğini daha yakından görmüş oluyoruz. Birbirinin varyasyonu olan eserler sergide yan yana sergileniyor ve eserlerin birbirine olan bu benzerliği oldukça dikkat çekiyor. Figürler aynı olsa da boyamada kullanılan farklı renkler eserleri birbirinden ayırıyor. Yine bu durum da Pop sanatın doğasını yansıtıyor.

Sanatçının tablolarında bir parfüm şişesi, bir topuklu ayakkabı ya da külahta dondurma karşımıza da çıkabiliyor. Tabii tüm bu figürler de popüler kültüre, hızlı tüketime ve görselliğe işaret ediyor. Pop sanatın 50'li-60'lı yıllarda ortaya çıktığını göz önünde bulundurursak, Valdés'in eserleri daha yakın bir geçmişin eserleri olarak dikkat çekiyor. Ayrıca sanatçının kendi tarzını gözler önüne serdiği natürmortları da mevcut. Bu anlamda Valdés için "hem gelenekçi hem de yenilikçi" tanımını yapmak yerinde olacaktır.

Valdés'in heykellerini es geçmek olmaz. Sanatçının ahşap, metal, su mermerinden yaptığı heykelleri de sergide bir hayli öne çıkıyor. Hatta ve hatta insanın heykellerden birini kucaklayarak eve götüresi geliyor. Valdés, resim ve heykeli farklı bakış açısıyla yorumlayarak iki boyutlu görüntüyü üç boyutluya dönüştürüyor. Geçmişin başyapıtlarından yola çıkan, tarihsel izler, renk tonları ve dokulardan oluşan sonsuz bir görsel zenginlik sunan ve sanat tarihinden referanslarla hareket eden sanatçının yapıtları Velázquez'den Zurbarán'a, Matisse'ten Picasso ve Lichtenstein'a izler taşıyor. Resmi özgün kalıplarından çıkararak Pop bir anlayışla yeniden yorumlayan sanatçının konuları özellikle figür, nesne ve serilerden oluşuyor.

Bu önemli sergiyi 21 Temmuz'a kadar gidip gezebilirsiniz. Pop sanatına siz de benim gibi düşkünseniz, bu sergiyi özellikle görmelisiniz.

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com