, , ,

BUGÜN DÜNYA OTİZM FARKINDALIK GÜNÜ: BEN BİR OTİZMLİ ABİSİYİM

Salı, Nisan 02, 2013

Bugün 2 Nisan. Bu tarih birçoğunuz için hiçbir şey ifade etmiyor olabilir ama benim için ediyor; çünkü ben bir otizmli abisiyim.

Yıllar önce henüz küçücük bir çocukken, yaklaşık 12 yaşımdayken annemden en çok istediğim şey bir kardeşimin olmasıydı. Annem asla üçüncü çocuğu düşünmüyordu. Zaten abim ve ben vardık. Bir kardeş istememin ardından kısa bir süre sonra annemin canı hep bir şeyler çekiyordu. Hatta bir keresinde "Hamile misin acaba anne?" dediğimde annem bana terlik fırlatmıştı. Çocuk kalbi çok temiz olsa gerek... Bir hafta sonrasında okul yerine annem ve babamla hastaneye gittim. Annemin 10 haftalık hamile olduğunu öğrendik. Annem 38 yaşındaydı ve 35 yaşı geçen kadınların hamileliği risk taşıyordu. Babam kararı anneme bıraktı. Aldırmaması için anneme defalarca yalvardım...

Annem aynı zamanda romatizma hastasıydı. Doktoru kullandığı ilaçların risk taşımadığını, bebeğe etki etmeyeceğini söylüyordu. "Bebeğin cinsiyeti belli olacak" dediğimiz günü hiç unutmuyorum. Doktor bana dönüp "Kardeşin senin gibi, erkek." demişti. İsmini ben koyacaktım...

Kardeşim 11 Ağustos 2000'de saat 22.12'de dünyaya geldi. Küvezde onu gördüğümde mutluluktan ağlamıştım. Kardeşim de tıpkı benim gibi Aslan burcuydu. İsmini ben koydum: Ata Berk.

Doğduğu hafta sarılık oldu Ata Berk. Bir süre müşahede altında tutuldu. Gel zaman git zaman derken su misali aktı zaman. Bir yaşında, iki yaşında derken Ata Berk hâlâ konuşmuyordu. Bir tuhaflık vardı... Babam bu durumu normal olarak karşıladı. Yaklaşık dört yaşındayken Ata Berk'te zekâ geriliği olduğunu öğrendik. Babam bu durumu kabullenmedi, esti gürledi. Ailelerin zaafı bu: Çocuklarının olağan dışılığını kabullenememek.

Sonrası hepimiz için çok zor geçti. Konuşamadığı için çok hırçındı Ata Berk. Kendini ifade edemiyordu, derdini anlatamıyordu. Sürekli eşyaları deviriyor, cep telefonlarını pencereden fırlatıyor, eline geçen her şeyi yırtıyordu. Yeni taşınan alt komşumuz çok asabi bir adamdı. Kardeşimin durumunu anlatmamıza rağmen en ufak bir gürültüde kapıya dayanıyordu. Ata Berk'ten önce daha sosyal bir hayatı olan annem yalnızlaşmaya başlamıştı. Ata Berk'siz bir yere gidemiyordu, Ata Berk'le de bir yere gidemiyordu; çünkü Ata Berk'in gittiği yerde muhakkak bir olay çıkıyordu...

Sonra zaman geçtikçe çat pat konuşmaya başladı Ata Berk ama söylediklerini sadece biz anlayabiliyorduk. Yaşı büyümüştü ve okula başlaması gerekti. Evimize yakın bir okulda OÇEM sınıfına başlayacaktı. Olmasını çok istediğim ve ona adını verdiğim kardeşimin raporu için gerekli formları yine ben ellerimle doldurdum. Hayat işte...

Doğru düzgün kalem bile tutamıyordu Ata Berk. Ona kalem tutturmaya çalıştırmak tam bir işkenceydi ama aynı zamanda çok farklı çalışan bir zekâsı vardı. Bir gün babam alışveriş yaparken Ata Berk'in elini bırakmış. Ata Berk de dükkândan çıkmış gitmiş. Polisler bulmuş onu. Polis arabasına binen kardeşim Ata Berk de babamın numarasını söylemiş ve babamı aratmış. Tabii babamın ömrümden ömür gitmiş. Aferin benim kardeşime.

Evimize gelen arkadaşlarıma pasta fırlatmak mı dersiniz, tükürmek mi, saçını çekmek mi... Hele hele Ata Berk'le dışarıya çıkmak tam bir faciaydı. Sürekli tuhaf sesler çıkarıyor, istediklerini zorla yaptırmaya çalışıyor ve insanların tuhaf bakışlarını bir hayli üzerimize çekiyordu. Başlarda bu durumdan çok rahatsız oluyor ve hatta Ata Berk'le dışarıya çıkınca çok utanıyordum. İnsanların Ata Berk'in neyi olduğunu sormaları beni çok üzüyordu...

Kalem tutmayı bilmeyen Ata Berk, aldığı rehabilitasyon eğitimi ve okul öğrenimi sayesinde kalem tutmayı, yazmayı, sonrasında öğretmenlerinin büyük özverisi sonucu okumayı öğrendi. Hatta bir 23 Nisan günü törende Ata Berk'in ismi okunmuş ve Ata Berk kürsüye çıkıp Türkay Öğretmen'inin ezberlettiği şiiri okumuş. Bunun ne kadar müthiş bir duygu olduğunu sizlere anlatmam mümkün değil. Anlatsam da anlayamazsınız. Eminim ki Oscar kazanmak bile yanında çok sönük bir ödüldür.

O toplum baskısının köküne kibrit suyu! Kendi içimde yenemediğim ve yıkamadığım o toplum baskısını Ata Berk sayesinde yerle bir ettim. Bana baskı yapan toplum da kimdi? Tuhaf bakanlar tepeden tırnağa yanlışlardı; çünkü her şey Allah'tandı. Boş zamanlarımda kardeşimi ben okula götürüp getirmeye başladım. Ne kadar zor olsa da sosyal hayata karışabilmesi için elimden geleni yapmalıydım. Onun dünyaya gelmesini herkesten çok ben istemiştim.

Yaşı büyüdüğünden ve artık sakinleşmesi gerektiğinden semptom giderici ve tedavi edici bir ilaç kullanmaya başladı. Başlarda içmeyi reddediyordu ama bir sonra mesele öyle bir hâl aldı ki ilacı zamanında verilmediğinde kendi hatırlatmaya başladı. Sakinleşti, uslandı, akıllandı. O hırçınlığından hiçbir eser kalmadı. Üstüne dili de pabuç kadar uzadı. Geçenlerde yaptığım bir şaka üzerine beni "Saçmalama Cem!" diye beni azarladı.

Ata Berk arkadaşlarıma çok düşkün ve ne şanslıyım ki arkadaşlarım da Ata Berk'e çok düşkünler. Ata Berk giderek büyüyor ve ilerisini düşünüyoruz ister istemez ama ben çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum; çünkü benim kardeşim derdini anlatıyor, okuyor, yazıyor. Hatta 18 yaşına geldiğinde albüm yapacağını ve hayranları olacağını söylüyor. En güzel şarkımı onun için yazdığımı hâlâ bilmiyor.

Bugün kardeşimden gururla ve mutlulukla bahsedebiliyorum ama bu aşamaya gelene kadar çok fazla hırpalandık. Hepimiz için çok zordu. Ata Berk'le okula gittiğimde diğer otizmli çocukların yaptıklarını ve ailelerin ne kadar zor şeyler yaşadıklarını defalarca gözlerimle gördüm. Çok ama çok zor. İnsanlar ki bir grip olmayagörsünler, herkesin ebesini ağlatıyorlar, mızmızlanıp duruyorlar.

Türkiye'de yaklaşık 450 bin otizmlinin olduğunu göz önünde bulunduracak olursak, eminim ki sizin mahalleninizde, sokağınızda bir otizmli var. O, sizin çocuğunuz ya da kardeşiniz, kuzeniniz, yeğeniniz olabilirdi. O, siz olabilirdiniz.

Bugün kalabalık bir sohbet esnasında bir arkadaşım "İnsan suç işleyince büyüyor. Suç işlemeyen hep biraz çocuk kalıyor." dedi. Benim hep çocuk kalacak bir kardeşim var. Bunu Pollyannacılık olsun diye değil, samimiyetle söylüyorum. Ona ne zaman sarılsam, bu dünyada hiç kirlenmeyecek bir şeylerin var olduğunu iliklerime kadar hissediyorum. Onlar kendilerini ifade edemedikleri için eşyalara zarar verseler de dünyanın en zararsız varlıklarılar.

Otizmli çocuğu olan ailelere kolaylıklar diliyorum. Dünya Otizm Farkındalık Günü farkındalıklarla olsun...

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

1 yorum

  1. Ne kadar da anlamlı bir yazı. Kardeşin Ataberk şimdi 12 yaşında ve sen de yaklaşık 24 yaşında olmalısın. Bunca yıldır yaşadığın sıkıntıları, mutlulukları ve olağanüstü ödülleri o kadar güzel ve özlü ifade etmişsin ki, seni tebrik ederim.
    Ben atipik otizmli 3 yaşındaki bir kız babasıyım. Hemen hemen doğduğundan beri kızıma ben bakıyorum, kızımdaki farklılıkları erken görüp çözümleri için epey yol almış sayılabiliriz, ama geleceğin nasıl olacağını henüz bilemiyorum.
    İnternet'te, sorularıma yanıt ararken şans eseri bulduğum bu anlamlı yazın için sana saygı duyduğumu bilmeni isterim. Farkındalık ve toplumun bu ve benzer durumlara olan tavrını değiştirmek için daha çok çabalamamız gerekecek. Sana hayatında başarılar dilerim. Çok özel bir insan olduğun apaçık.
    Sevgiler. M

    YanıtlaSil

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com