, , , ,

NİL GİBİ GELDİ RÜZGAR GİBİ GEÇTİ

Pazartesi, Mart 04, 2013

Bir zamanlar çok sorduğum bir soruydu insanın hayatında yaşadıklarının kader mi, yoksa seçim mi olduğu sorusu. Küçük bir çocukken ya da yeterince büyümemişken, hayatı seçimlerimizle yönetebileceğimizi zannediyordum. Gerçek hiç de öyle değildi oysa. Kader, elimizde olmayandı. Kader, savunmasızlığımızdı. Kader, başa çıkamadığımızdı. Olanla ölene çare yoktu. Hayat, çarpım tablosunu ezberleyip yaşanmıyordu. İki kere iki dört etmiyordu. Öğretilenlerin yalandı çoğu.

Nil Erkoçlar, yıllar önce çocukluğumun o meşhur Molped reklamında izlediğim dünyalar tatlısı, güzel bir kızdı benim için. Cinsiyet değiştirdiğini okuyunca gözlerime inanamadım. Hatta bu olay beni ruhen çok derinden etkiledi. Nasıl etkilemesin... Şu hayatta hepimiz birbirimize görünmez iplerle bağlıyız. Buna yürekten inanıyorum. Defalarca eski fotoğraflarına baktım Erkoçlar'ın... Herkes bu konuyu konuşur oldu doğal olarak. Doğal olarak diyorum; çünkü çok nadir rastladığımız bir olay olduğundan ve söz konusu ünlü bir isimken konu büyük yankı uyandırdı. Arayan arkadaşlarım hep bu konuyu açtılar.

Ayşe Arman'ın Erkoçlar'la yaptığı röportajı bir solukta okudum. Tüylerim diken diken oldu zaman zaman, zaman zaman da gözlerim doldu. Bizim güzelliğine vurulduğumuz kızın oysa kendini bildi bileli içinde fırtınalar kopuyordu. İnsanın kendiyle ilgili yalan söylemek zorunda kalması, kendi olamaması, bir başkasını oynaması... Bunu yaptıran da bozdursan beş kuruş etmeyecek olan toplum baskısı... Erkoçlar'ın da söylediği gibi bu kendi hayatı, kendi kararı, kendi bedeni, kendi cinsel organı. Bana ne, sana ne, kime ne? Başka hayatların zamanından mı çalıyor ki hesabını da bir başkasına versin?

Röportajda beni en çok etkileyen, "Kadınları bir kadın gibi değil, bir erkek gibi seviyordum." cümlesi oldu. Önüne geçemediği, engel olamadığı, onu kendi yapan hisleri böyleydi Erkoçlar'ın. Kim bilir ne kadar değişmek istedi, mücadele verdi ve yenile yenile kendine sonunda galip geldi. Bence kaybeden önyargılar oldu, kazanan da Erkoçlar'ın kendi; çünkü bu hayattaki en büyük zafer insanın kendini gerçekleştirebilmesidir.

Bugün Türk toplumunda transvestileri aşağılayan bir sürü adamı, gecenin bilmem kaçında onlarla pazarlık ederken görebilirsiniz. Çok şaşıracaksınız ama o ilişkilerde çok yüksek oranda erkek olan taraf transvestiler oluyor-muş. Bunu da İtalya'da yaşayan bir Türk transvestinin verdiği röportajda okumuştum. Kadınlardan hoşlandığı hâlde bir erkekle evlenmek zorunda kalan ve ömür boyu bir başkasını oynamak zorunda kalan nice kadınlar var ya da hemcinslerinden hoşlanan erkekler... Bir de kadın bedeninde kendini erkek hissedenler ve erkek bedeninde bir kadın yaşatanlar var. Küçük şehirlerdeki, kasabalardakileri düşünün bir de... Onlar büyük şehirlerdekiler kadar şanslı olamıyorlar. Zor ki ne zor. Yarasa gibi gece yaşamak zorundalar, gündüz insan içine karışamıyorlar. Bu bir seçim değil, kader. Onlar da kaderden paylarına düşeni yaşıyorlar.

Ben transvestiler, transeksüellerden ya da sözüm ona marjinallerden değil, ikiyüzlülerden tiksiniyorum. Bir eliyle önyargıları körükleyen ama diğer eliyle de suç dediği şeyi işleyenleri kastediyorum. Rüzgar Erkoçlar'ı da tebrik ediyorum; çünkü kendi olabilmek adına bu toplumu karşısına alabilmek herkesin harcı değil. Bunu göze alabilmek hiç kolay değil. Bu hayatta karşına çıkan herkese karşı şefkatli olmalısın; çünkü herkes kendi mücadelesini veriyor... İnsan neyi kınasa, er geç kınadığı başına geliyor. Pervasızca konuşurken insanlar, taş attıkları kişinin de bir aile evladı olduğunu unutuyor ama kendilerine gelen en ufak bir eleştiride de yaygarayı koparıyor. Tuhaf ki ne tuhaf.

Yazımın başında kaderden bahsediyordum... Şimdi de kader diyorum. Allah inancı taşıyan biri olarak her şeyin Allah'tan olduğunu çok iyi biliyorum. Umarım ki bundan sonraki hayatında, daha doğrusu bu yeni doğumunda Rüzgar Erkoçlar mutlu olur; çünkü önemli olan onun mutluluğu...

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com