, , , , ,

BİR FİLM İZLEDİM: SEFİLLER (LES MISÉRABLES)

Perşembe, Mart 28, 2013

Bazı kitaplar vardır ve o kitapları herkesin okumuş olması beklenir. Bir nevi zorunlu aşılar gibidir o kitaplar, bağışıklık kazandırır okuyucusuna. Yıllar önce okuduğum ve çok etkilendiğim Sefiller, benim için ve kuşkusuz edebiyat dünyası için böyle bir eser. Rivayet odur ki Hugo bu kitabı yaklaşık 17 yılda tamamlamış.

Sefiller daha önce birçok kez sinemaya ve televizyona uyarlanmıştı. Dolayısıyla tekrar sinemaya uyarlanması bir şey ifade edemezdi. Bu sebeple filmin müzikal olarak karşımıza çıkacak olması heyecan vericiydi. Bunun üzerine hayranı olduğum Anne Hathaway başta olmak üzere sağlam bir oyuncu kadrosu da eklenince şahsen ilgim ve alakam bir çığ gibi büyüdü. Sefiller'in Anne Hathaway'e En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ünvanıyla beraber Oscar heykelciğini getirmesi, filmin ülkemizde bir an önce vizyona girmesi merak duygumuzu daha da arttırdı. Her ne kadar yanıma arkadaş bulma çabalarım sonuç vermese de en sonunda yalnız da olsa Sefiller'i son seansta beyaz perdede izledim.

Özü ve hikâye kurgusu değişmemiş olsa bile, romantizm akımının en önemli eserlerinden biri olarak kabul gören romanın müzikale uyarlanması elbette büyük bir risk. Ben müzikali bu anlamda Yunan heykeline benzetiyorum. Gösterişli, iddialı ve ihtişamlı... Söz konusu idealist bir estetik anlayışı. Dolayısıyla da iç acıtan, derin izler bırakan böylesine hüzünlü bir romanın müzikal filminden dramatik bir film beklemek, zenci mahallesinde solaryum salonu açmaya yeltenmek kadar abesle iştigal. Kostümleri, müzikleri, tiyatral oyunculukları derken müzikal olması münasebetiyle Sefiller, Sefiller olalı böyle ihtişam görmemiştir. Bu yüzden kanalizasyonlu sahnede zerre tiksinmedim diyebilirim.

Kendisine her ne kadar zaafım olsa da şu su götürmez bir gerçek ki Anne Hathaway çok iyi bir oyuncu ve yardımcı kadın oyuncu işlevini gördüğü Sefiller'deki rolüne çok iyi hazırlanmış görünüyor. Zaten bu oyunculuk başarısı da Oscar ile mükâfatlandırıldı. Saçlarının kazındığı sahne filmdeki sahnelerin en çarpıcılarındandı. Gönül isterdi ki bu etkileyici oyunculuk performansına daha uzun tanıklık edebilseydik ama Fantine karakterinin romandaki yolculuğu bu kadardı. Hugh Jackman sergilediği başarılı oyunculukla baş karakter Jean Valjean'ı canlandırmanın yükünü başarıyla sırtlıyor. Benzer cümleleri Javert rolünü üstlenen Russell Crowe için kurmak mümkün. Helena Bonham Carter ve Sacha Baron Cohen ikilisi, özünde drama yatan bu müzikal filmde oyunculuklarıyla ve mimikleriyle göz dolduruyorlar. Tek kelimeyle müthiş bir ikili olmuşlar. Zaten bu ikiliyi daha önce Sweeney Todd'ta izlemiştik. Yine de Sefiller'i izlerken güleceğim aklıma gelmezdi. Filmin dramaturjisini bozmadan o kısa anlarda güldürebilmeleri büyük bir başarı tabii.

Sanat yönetimi ve kostüm açısından bir hayli zahmetli müzikal filmi bu anlamda da başarılı bulduğumu belirtmeliyim. Kalabalık filmlerdeki sanat ve kostüm işçiliği çok önemli, en azından benim için. Teknik hususlar bir yana, filmdeki diyalog ve monologların sağlam kalemlerden ve sağlam beyinlerden çıktığı yoğun bir şekilde anlaşılıyor. Film boyunca duyduğum birçok cümleyi not aldığımı rahatlıkla söyleyebilirim. "Başka bir insanı sevmek, Tanrı'nın yüzünü görmek gibi.", "Gerçeği Tanrı verir bize, zamanı geldiğinde.", "Tanrı huzurunda yemin edebilecek biri var mı?" ve daha nice sözler film süresince düşündürdü de.

Filmin 2 saat 32 dakika oluşu adaptasyon konusunda hikâye kurgusuna bağlı kalınma çabasından dolayı anlayışla karşılanabilir.  Filmin ülkemizdeki genel izleyiciye değil de daha ziyade nitelikli sinema seyircisine hitap ettiğini düşünüyorum, tıpkı türündeki filmler gibi.  Müzikal filmlerden hoşlanıyor ve Sefiller'i farklı bir bakış açısıyla beyaz perdede görmek istiyorsanız, bence bir an önce biletinizi alınız.

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com