, , , , , , ,

BİR FİLM İZLEDİM: KELEBEĞİN RÜYASI

Pazar, Mart 24, 2013


Zonguldak'ta yaşayan, Behçet Necatigil'in öğrencileri Muzaffer Tayyip ve Rüştü Onur'un hikâyesini anlatan Kelebeğin Rüyası, 22 Şubat'ta vizyona girmişti. Bir türlü izleyebilme fırsatı yakalayamadığım bu rüyaya nihayet sinemada tanıklık ettim.

Verem hastalığına yakalanmış iki gencin hikâyesini hastalık, aşk, umut gibi noktalardan iyi beslenerek anlatmak istediklerini şiirsel ve akıcı bir dille ifade ettiği için Yılmaz Erdoğan'ı alkışlamak gerekiyor. İki genç şairin hikâyesini de ancak bir şair bu kadar güzel anlatabilirdi zaten. Bununla beraber Erdoğan'ın başarısını yönetmen koltuğunda da devam ettirdiğini  gönül rahatlığıyla söylemek mümkün. Üniversitedeki hocamızın bize sık sık hatırlattığı "İyi bir senaryodan kötü bir film çıkabilir ama kötü bir senaryodan iyi bir film çıkmaz." gerçeğini göz önünde bulundurursak, Erdoğan'ın iyi bir senaryoyu başarıyla ve doğru bir ekiple iyi bir filme dönüştürdüğüne bizzat tanıklık ediyoruz.

Yalnız başladıktan belli bir süre sonra -ortalarında- filmde tansiyon düşer gibi oluyor. Filmin süresi 138 dakika olduğundan bu düşüş sinema seyircisinin sıkılmasına neden olabiliyor. Hikâye kurgusu oldukça başarılı. fakat filmin sonunu aslında başından görebiliyoruz. Bu anlamda rüya şaşırtıcı ve sürprizlerle dolu bir sonla bitmiyor.

Anlatılan 1940'lı yıllı dönemlerin hikâyesi olduğundan kuşkusuz ki filmin sanat ve kostüm ekibine çok büyük iş düşmüş ama bu yükü hakkıyla taşımışlar. Film sanat yönetimi açısından oldukça göz doldurucu. Müthiş bir emek, sağlam bir altyapı ve uzun süren bir ön hazırlık süreci olduğu her açıdan belli oluyor. Özellikle kalabalık sahnelerde sanat yönetiminin başarısı bir hayli göze çarpıyor.

Kurgu, efektler ve müzikler birbiriyle yüksek bir uyum içerisinde. Görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki'nin soluk renklerle çalışması, dönemin ruhunu görsel anlamda ifade edip filmin etkisini güçlendiriyor ve aynı zamanda filme son derece sanatsal estetik kazandırıyor. Özellikle gece sahnelerindeki aydınlatmalar göz dolduruyor, hem teknik açıdan hem de estetik açıdan. Gökhan Tiryaki'nin çerçeve oluşturma ve fotoğrafı çekme konusundaki yeteneği bu rüyada da kendini gösteriyor. Ben özellikle filmde yer yer kullanılan, Zonguldak'ın ve İstanbul'un güzelliğini fon alan uzak planları ve genel planları oldukça sevdim. Bu arada, Türkiye'de ilk kez Hollywood filmlerinde sıkça rastladığımız wirecam hareket sistemi kullanıldı. Bu da filmin prodüksiyon başarısı. Yerli yapımlarda böyle bir teknolojinin kullanılmasına alışkın olmadığımdan filmi izlerken oldukça şaşırdım doğrusu.

Filmdeki oyunculuklara değinecek olursak, en iyi performansı sergileyen isim bence kesinlikle Kıvanç Tatlıtuğ olmuş. Doğrusu bu kadarını da beklemiyordum. Kıvanç Tatlıtuğ'u tebrik ediyorum. Rolüne çok iyi hazırlandığı ayan beyan ortada. İzlediğim Tatlıtuğ değil, Muzaffer'di. Bununla beraber, paslaşmaları ve uyumları nedeniyle Tatlıtuğ ve Mert Fırat'ın iyi bir ikili olarak rollerinin hakkından geldiklerini söylemek mümkün. Necatigil'e hayat veren Yılmaz Erdoğan'ın da oyunculuğunu çok beğendiğimi ifade etmeliyim. Canlandırdığı Suzan karakterinde sevmediğim birkaç nokta olsa da Belçim Bilgin sonuçta rolün gerektirdiklerini gerçekleştirmiş. Diğer oyuncular için kurduğum güzel cümleler Farah Zeynep Abdullah için de geçerli.

Şiirsel anlatımıyla, güçlü dramaturjik yapısıyla ve yazımda belirttiğim diğer tüm unsurlarıyla Kelebeğin Rüyası izlenmesi gereken bir film. Eğer izlemediyseniz, bu rüyayı beyaz perdede izlemenizi öneririm.

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com