, ,

SAHAF

Çarşamba, Şubat 06, 2013

Günlerden pazartesi. Arkadaşımı bekliyorum, İstiklâl'de yürüyorum. Yıllar önce buluşmalarımıza hep geç kalmam bünyesinde alışkanlık yaptığı için her buluşmaya geç kalacağımı düşünüyor ya, adım gibi biliyorum. Bir defasında buluşmaya bir buçuk saat geç kalmıştım. Bunun intikamının ağır olacağını söylese de bana kıyamadı, bir buçuk saati beş takside böldü ve sonraki beş buluşmaya 20'şer dakika geç geldi. Geç kalma alışkanlığımdan çoktan kurtulmuş ve olay yerine erkenden intikal eden biri olmuştum.

İstiklâl'de herkes birbirini kesedursun, ben karşımdaki büfelerdeki ıslak hamburgerlerle bakışıyordum. Bu bakışma elbette davete dönüşecekti. Islak hamburgerimi kaptım, kulaklığımı taktım. Yanıma mendil satan küçük bir kız yanaştı. Ne yalan söyleyeyim, hiç oralı olmadım, ta ki elimdeki hamburgere bakana dek. Kızın peşinden koştum, omzundan dürttüm. Omzundan dokunmamla kızın sıçrayıp bağırması bir oldu. Kaş yapayım derken göz çıkardım. Bilmiyorum, iyi mi yaptım. Sonra beklenilen nihayet geldi. Önce birkaç yere uğramamız gerektiğini söyledi. Durağımız sahaflardı.

Sahafa yolum ilk ve son olarak üniversitede birinci sınıftayken düşmüştü. Temel Tasarım dersi için kolaj yapmamız gerekiyordu da bir sürü dergi almıştık. Bir kitap arkadaşımda bile olsa, o kitabı ondan alıp okumamışımdır. Bana ait olsun duygusu, aldığım şey ilk benim olmuş olsun, kimsenin kullandığı şeyi kullanmam durumu... 

Taksim'de bir hana girdik, sahafların olduğu. İçerisi sahaf kokuyordu. Dikkatimi ilk çeken de o güzel kitap kokusu oldu. Zaten bende bir süredir öze dönme, kalabalık olmayan yerlere gitme, dinginleşme, paketi değil de içindekiyle ilgilenme gibi bir ruh hâli söz konusuyken sahafa gelişimiz sevdanın son vuruşu gibi bir şeydi. Daha önce sahaflara karşı hiç ilgi duymamıştım. Kitaba, dergiye, müziğe verilen paranın hesabını tutmadım. Vitrinli kitapçıların gösterişli havası yanında sahaflarınki sönük kalırdı. Vitrin farklı olsa da aslında içerik aynıydı. Aynıymış. Sahaflarda büyük izler ve uyuyan bir tarih varmış. Oradaki yaşanmışlık duygusu beni etkisi altına aldı. Anladım ki altının gücü sarrafta, kitabın gücü sahafta anlaşılırdı.

Kitaplara bakarken birden dükkânın sahibi geldi ve elimdeki kitabın küçük baskısının olduğunu söyledi. Bazı kitapların aynı zamanda küçük baskısı da çıkıyormuş. Ye Dua Et Sev'i aldık. Yazımın başındaki fotoğrafı çektim ve çıktım. Kitabı okuduktan sonra yorumumu sizlerle paylaşacağım. Tabii bitirmeye fırsat bulabilirsem...

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com