, , , , , ,

BODRUM'A YERLEŞİP DOMATES YETİŞTİRMEK İSTİYORUM

Pazartesi, Ocak 14, 2013

Her yaşın, her dönemin kendine göre güzelliği var ve tabii gerçeğe dönmeyi bekleyen hayalleri... Hayallere giden yollar ve o yollara çıkan şehirler var. Her hayalin kendine göre bir şehri var. Mesela su ürünleri mühendisliği mi okudun? O zaman senin Malatya'da işin ne? Balık malık hak getire. Otur da evinde sen anca kayısı ye. Medyacı olacaksan, İstanbul dışında bir şehirde işin ne? Ya İstanbul'da tutunacaksın ya da tutunacaksın.

Tırnaklarınla hedefine tırmanmaya çalışırken, hummalı bir koşuşturmaya kendini kaptırırken bir de bakıyorsun ki yaşın artık çocuk değil. Sanki yıllardır yaşını hesaplamamışsın gibi çarpıveriyor bazen yüzüne tokat gibi yaşın. Sonra öyle bir tutuşuyorsun ki eyvahlar olsun! Her şeye geç kaldığını düşünüyorsun da iki ayağın bir pabuca giriyor. Komşuların, ailen, akrabaların, öğretmenlerin... Yaş alıp da yaşlanmaya başlayan hemen hemen herkes büyük şehrin büyük kalabalığından taşınmak, inzivaya çekilmek istiyor. Tuzu kuru olan çiftliğine yerleşiyor, orta direk yazlık evine gidiyor, dileyen memleketine dönüyor. Bir de benim gibiler var ki onlar da Bodrum'a gidip domates yetiştirmek istiyor. Yazarınız bazı bazı da Antalya'ya yerleşip portakal yetiştirmeyi düşünüyor. Biz İstanbul'da yaşıyoruz da sanki ne oluyor? Her şeyin hormonlusunu yiyoruz. Hoş, şimdi organik ürün satan yerler var ya da büyük marketlerde reyonlar... Ege'ye, Akdeniz'e yerleşenlerse dalından koparıp yiyorlar.

Tası tarağı toplayıp gidenlere çok imreniyorum bazen. Bodrum'a yerleşip domates yetiştirmek istiyorum desem de bende bu yaşamak hevesi varken, ben domatesleri pencerenin önünde bir saksıda yetiştiririm en fazla. Ne de olsa insan bu gençlik yaşlarında sade ve sadece hayallerini gerçeğe döndürebildiğinde yaşamış sayabiliyor kendini. Her hayalin bir şehri olduğu gibi her şehrin de bir zamanı var, değil mi?

Şimdi güneyde olmak vardı. Denize karşı bir restoranda ya da salaş bir balıkçıda balığa limon sıkmak, kalamarı sosuna bandırmak, karidesli salatayı çatallamak... Bir iki kadeh bir şeyler içmek belki... Adres sormak istediğinde sokaklarda kimseleri bulamamak, meyveyi sebzeyi dalından koparmak, bomboş yolda gideceğin yere rahatlıkla varmak... Dinlenmek vardı, demlenmek vardı. Vardı da vardı ama zaman güneye inme değil, yukarılara tırmanma zamanı... Hoş, İstanbul'da doğup büyüyen birinin ait olduğu ve yaşlanabileceği başka bir şehir var mıdır ki... Benimki de laf mı ki...

Bu aralar en çok ne dinliyorum?

#Mabel Matiz - Krallar
#The Wanted - Glad You Came
#Christina Aguilera - Army Of Me
#Demet Akalın - Giderli Şarkılar
#Gökhan Tepe - Eylül

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com