, , , , , , , , ,

2012'DEN KALANLAR

Perşembe, Aralık 27, 2012

Yine bir aralık ayı, yine bir son ve yine beraberinde yeni başlangıçlar... 2012'yi dört gözle beklediğim günleri dün gibi hatırlıyorum. Günler, haftalar, aylar derken çoktan kapıya dayanmış 2013. Yine yeni umutlar, heyecanlar, acısıyla tatlısıyla yaşanacak zamanlar... Dokunulmamış küçük bir yaşam olarak 2013 yaşanmayı bekliyor, 2012 yerini ona devrediyor.

Sosyal medya hayatımıza bu denli girmişken ve hele hele sosyal medyada anlatılmayan şeyler yaşanmış sayılmazken, en sevdiğim olan Instagram'da yıl boyunca paylaştığım fotoğrafları ve fotoğraflardaki insanları sizlere anlatmak istedim. Fotoğrafları elemek ve içlerinden en önemlilerini seçmek oldukça zordu ve epey zamanımı aldı. Ben nihayet kaleme kâğıda sarıldım, size de okumak kaldı. Umarım siz de kendi adınıza güzelliklerle hatırlayacağınız bir yıl geçirmişsinizdir ve ölümsüzleşmesi için en güzel anlarınızın fotoğraflarını çekmişsinizdir.

Aylardan ocak. Kulaklarımda kulaklık, müzik dinliyorum. Ne zaman tilkiler ziyarete gelse başımın üstüne, atarım kendimi sahile. Tıpkı fotoğraf gibi karanlığım ama başımı kaldırdığımda ışığı görüyorum. Yürüdükçe yürüyorum, düşündükçe düşünüyorum. Bu yürüyüşün ardından SIFIRLANMAK başlıklı yazımı yazıyorum.






Aylardan ocak. Dedeme ziyarete geldim. Kuzenlerimle birlikteyim. Mutfakta muhabbet esnasında gözüm meyve sepetine takılıyor. Muzları ve portakalı kapıp prensliğimi ilan ediyorum. Kendimi 2012'nin en organik prensi seçiyorum. Sonuna kadar doğallıktan yanayım. Katkısızım, katıksızım.







Aylardan şubat. Moda'da arkadaşlarımlayım. Arkadaşlarımdan ayrılıyorum ve yaklaşık bir buçuk yıl sonra Tuğba'ya gitmek üzere Acıbadem'e doğru yola koyuluyorum. Eski sevgilimden sonra oraya ilk kez gidiyorum. Tuğba'yla uzun uzun hasret gideriyoruz, sohbet ediyoruz ve hatta mutfağa giriyoruz. Krema soslu ve patlıcanlı makarna yapıyorum. Zamanın çok hızlı geçtiğini görüyorum. Bizde anlatacak hikâyeler bitmiyor. Gece oluyor. Tıkırtılardan uyuyamıyorum. Uyandığımda Tuğba çoktan işe gitmiş oluyor. Hazırlanıyorum ve anahtarı paspasın altına koyup gidiyorum.


Dünyada kendimi en mutlu hissettiğim yerlerden biri mutfak. Misafir ağırlamayı, yemek yapmayı, yaptığım yemekleri yedirmeyi çok seviyorum. Doğrusu güzel de yemek yapıyorum. En güzel terapilerden biri yemek yapmak. Rahatlamak isteyen herkese öneriyorum.

Yine evde olduğum günlerden biri. Bugün mutfakta aşçıyım. Fırında köri soslu sebzeli tavuk ve yanına pilav yapıyorum. Oturup afiyetle yiyorum. Müsait olduğunuz bir gün sizi de yemeğe bekliyorum.



Aylardan şubat. Evet, fark ettiğiniz üzere aylarca uzattığım saçımı Harbiye'de daha önce hiç gitmediğim bir berbere kestirdim. Sonrasında bu saçı uzatmak için tam dokuz ay bekledim.

Mehmet Okan ve Selahattin'le birlikte J'adore'dayız. Mehmet Okan 25 kilo vermiş. Bunun şerefine gelsin pizzalar, makarnalar...

İstiklâl'e çıkıyoruz. Yürürken Deniz Ece'ye rastlıyoruz ve Deniz Ece'yle hasret gideriyoruz. Hep beraber Limonlu Bahçe'ye gidiyoruz. Sonrasında Hasan Fırat da geliyor. Birkaç saat geçtikten sonra gün noktalanıyor. Mehmet Okan sevgilisiyle buluşmaya, Deniz Ece de davetli olduğu ekip yemeğine gidiyor.

Beklenen gün, beklenen konser, beklenen kadın... 2012'nin en güzel anısı... Her şey rüya gibi. İlk dört gün içinde biletleri tükenen Madonna konserine bilet kazanmak için katıldığım yarışmadan bilet kazanıyorum ve Yeşim'e haber veriyorum. Yeşim konsere bilet kazanacak da beraber gideceğiz. Hayalimiz bu. Bir gün Yeşim arıyor ve sevinçle konsere bilet kazandığının müjdesini veriyor. Bizim elimizden hiçbir şey kurtulamıyor.

6 Haziran Perşembe günü proje teslimimi yapıyorum ve apar topar TT Arena'ya gitmek üzere Yeşim'le Mecidiyeköy'de buluşuyoruz. Erkenden konser alanında yerimizi alıyor ve gişelerden biletlerimizi alıyoruz. Doritos'a çok teşekkür ediyoruz.

Tanıdığım yüzler hep konserdeler. Binlerce insan konser alanında, herkes tek sıra. Zaten bizi de dizse dizse Madonna sıraya dizer.

Stad ağzına kadar dolu. İğne atsanız yere düşmez. Madonna gibisi bir daha bu dünyaya gelmez. Müthiş bir enerji, müthiş bir kalabalık, müthiş bir heyecan...

Çanlar çalıyor ve ardından Girl Gone Wild ile Madonna sahneye çıkıyor. Arena'da çıt yok. Hep birlikte tarihe tanıklık ediyoruz. Böylece Madonna bu yılıma damgasını vuruyor. Girl Gone Wild'ı ne zaman dinlesem aklıma hep o sahne geliyor...

Aylardan haziran. Taksim'deyim. Bütün ayakkabı mağazalarına girip haldır haldır ayakkabı bakıyorum. Bir tanesinden çıkarken gün batımına takılıyorum. Hemen fotoğrafını çekiyorum.








Aylardan haziran. Kanyon'dayım. Bugünü kendime ayırıyorum. Gözümün önünde bir kadın, kızıyla birlikte yürüyen merdivenlerden düşüyor. Tüylerim diken diken oluyor.

D&R'a giriyorum. Dolaşırken gözüme bu magnet takılıyor. Hemen fotoğrafını çekiyorum ve alıyorum. Eve geldiğimde de odamın en güzel köşesine koyuyorum.




Aylardan haziran. Dilek'le Capacity'de buluşuyoruz. Beraber güzel bir öğle yemeği yiyoruz. Konuşacak, anlatacak çok şey var. Güzel ve sakin bir gün geçiriyoruz...









Güzel bir yaz günü... Mehmet Okan'la birlikte J'adore'dayız. Pizzalarımızı yedikten sonra fondü ve şarap söylüyoruz. 2012'de yüzümü en çok Mehmet Okan güldürüyor. Beraberken dünyanın en komik iki insanı oluyoruz. Zaman nasıl geçiyor, hiç anlamıyoruz. Anlatacak o kadar çok şeyimiz oluyor ki buluşmalara sığdıramıyoruz. İki kişinin bildiği sır olmazmış derler ama biz birbirimize anlatmadıkça o sırları sır olarak saymıyoruz.




Yine güzel bir yaz günü ve yine dede ziyareti... 17'lik kuzenim Gizem'le birlikteyiz. Kafa kafaya verdik, yine her konunun altını üstüne getirdik. Ben birkaç yaş küçülüyorum, o birkaç yaş büyüyor ve orta yerde buluşuyoruz. Ben anlatıyorum, o dinliyor. O anlatıyor, ben dinliyorum. "Hemen gitme, biraz daha kal!" diyor, gitmem gerektiğini söylüyorum. Canım kuzenim, seni çok seviyorum. 18 olacağın günü iple çekiyorum.




1992'de başlayan yarış atı sahipliğimiz son tayımız Kibir'i sattıktan sonra son buluyor. 2009 yılında Ankara'daki bir koşuda Kibir'in abisi olan Sır'ın ayağının kırılması ve uyutulması sonucu artık atçılığa veda etme kararı alıyoruz ve büyük umutlarla İrlanda'dan aldığımız Sır'ın annesi Dramatic Scenes ile dişi tayını satıyoruz.

Kibir yetiştiricisi olduğumuz son tay. Anlaşılacağı üzerine ismini ben koyuyorum. Sıcak bir temmuz gününde Kibir'in sakatlandığı ve yarış hayatının bittiği haberi geliyor. İçime sanki bir şey oturuyor. Kibir'in damızlığa ayrılacağı ve yavrularının koşacağı haberi biraz olsun üzüntümü azaltıyor. Damızlık demişken, benim minicik tayım Tabasco aygır olmuş da 2012'de yavruları koşuyor.

Günlerden 18 Temmuz 2012 Çarşamba ve Kenan Doğulu konserine çift kişilik davetiyem var. İlkokul birinci sınıfta ilk sınavdan 1 aldığımız için beraber ağladığımız Damla'yı konsere davet ediyorum. Taksim'de buluşuyoruz ve Beşiktaş'tan konser alanına kalkan motora biniyoruz. Kuruçeşme Arena tıklım tıklım. Damla'yla çocukluğumuzun şarkıcısı Kenan'ın konserindeyiz. Herkesin kafasında yeşil peruk. Anlayacağınız yeşil içindeyiz. Kıskanıyoruz ve biz de bu yeşil perukların kaynağına ulaşıyoruz. Perukları takıp sahnenin karşısında yerimizi alıyoruz.

Kenan Kuruçeşme'yi sallıyor, herkesi coşturuyor. Türlü türlü dans figürleri eşliğinde Damla'yla konser bitene kadar Kenan'a eşlik ediyoruz. Geldiğimiz motora binip tekrar Beşiktaş'a gidiyoruz, oradan Taksim'e geçiyoruz. Mehmet Okan da Sezen Aksu konserinden çıkıyor ve beni alıyor. Yeşil peruğumu Mehmet Okan'ın arabasında unutuyorum. Bu gece onun misafiri oluyorum. İzninizle ben artık uyuyorum.

Sıcak bir temmuz günü. Tatil öncesi mayo almak için Capacity'e gidiyorum. Yeşim'le buluşuyoruz. Tabii her zaman olduğu gibi kararsızlığımla Yeşim'i verem ediyorum.

Taksim'e geliyoruz, Cihangir'e iniyoruz. White Mill'de soluklanıyoruz. Hamak boşken hemen kapıyoruz. Buzlu bir şeyler söylüyoruz. İlk kez çilekli limonata içiyorum ve şiddetle öneriyorum.

Bir yandan Yeşim'in şiirlerini okuyoruz, bir yandan yaklaşan doğum günümü burada kutlamayı düşünüyoruz. Güzel geçen günün ardından yola koyuluyoruz.

Tarih 26 Temmuz. Sabiha Gökçen'deyim. Uçağa zar zor yetişiyorum. 9 yıl sonra ilk kez Antalya'ya ayak basıyoruım. Heyecanlıyım. Aylardır abimi görmüyorum. Küpeyi hiç sevmediği için daha uçakta küpemi çıkarıyorum.

Yıllar sonra Antalya'dayım. Bir gün İstanbul'da yaşamaktan vazgeçseydim, ilk olarak Antalya'da yaşamak isterdim. 10 günlük tatilim nihayet başlıyor.




Uyandığımda ilk işim eczaneye gidip güneş kremlerimi almak oluyor. Plajın yolunu tutuyorum. 9 yıl sonra aynı plajdayım. Mutluyum.

10 gün boyunca herkesten uzak bir tatil geçiriyorum. Deniz, kum, güneş, müzik... Antalya'yı hep özlüyorum ama yapacak o kadar çok şey var ki İstanbul'suz da olamıyorum.

Şimdilik gidiyorum ama önümüzdeki yaz tekrar gelme sözü veriyorum. Bakarsın daha erken gelirim Antalya. Belli de olmaz ya...

Takvimler 16 Ağustos'u gösteriyor. İyi ki doğduk Madonna! 6 Haziran'da TT Arena'da zaten doğum günümüzü kutlamıştık ama bugün sıra dostlarla kutlamada.

Düşündüğümüz gibi White Mill'de 23. yaşımı kutluyoruz. Babamın yengesinin cenaze haberini aldığım için önce apar topar cenazeye gidiyorum, ardından kendi doğum günü kutlamama...

White Mill'e geliyorum. Yeşim, Mehmet Okan, Burak, Bahar, Hasan Fırat, Ebru, Yağmur, Merve ve Özge'yle yeni yaşımı kutluyorum. Bir dilek tutup mumları üflüyorum. O dileği kendime saklıyorum. Yanımda olan tüm dostlara çok teşekkür ediyorum. İyi ki doğdum!

Güzel ve sakin geçen bir yazın ardından sıra çalışmakta. Yeni bir medya şirketinde sanat asistanı olarak işe başlıyorum. Gümüşsuyu'ndaki ofisimiz boğazı görüyor. Ne zaman canım sıkılsa, boğaza şöyle bir bakıyorum ve geçiyor.

İş arkadaşlarımı çok seviyorum. Stajyerimiz Ekrem her gün bana sürpriz yapıyor. Patlıcanlı reçeller, hindistan cevizli kekler... İki haftada üç kilo alıyorum.

İşimiz gereği Çiğdem'le cast için sürekli beyin fırtınası yapıyoruz. İşimiz gereği sürekli kusur bulduğumuz insanlardan özür diliyor ve günahımızı patronumuza havale ediyoruz.

Sabah 7 suları... Haftalardır üzerinde çalıştığımız projenin çekimleri başlıyor. Mecidiyeköy'den metroya biniyorum. Metro girişinde küçük bir kediye rastlıyorum. Yüzümü gülümsetiyor. Hemen fotoğrafını çekiyorum. Panter Çiğdem'den sonra kedileri sevmeye başlıyorum.

Taksim'e varıyorum ve ekip aracına yetişiyorum. Madem daha zamanımız var, o zaman köşedeki seyyar sandviççiye ben bir sandviç yaptırıp geliyorum.



Günlerdir süren çekimler sona verdi ve ekip paydos etti. Bunu kutlamak üzere Kasımpaşa Sosyal Tesisleri'nde verilecek ekip yemeğine davetliyiz.

Ne bir eksik ne bir fazla... Hepimiz yemekteyiz. Manzara çok güzel, sohbet çok güzel, balık çok güzel, insanlar çok güzel...

Yemeğin ardından Taksim'e geçiyoruz. Her şey bu kadar güzelken kafamız da güzel olsun diyoruz. İçiyoruz, konuşuyoruz, itiraflaşıyoruz. Zamanla hiçbir sorunumuzun olmadığı bir zamandayız. Ne bir dakika geri ne de bir dakika ileri durumumuz. Zamanla beraber akıyoruz.

Kardeşim Ata Berk, Yeşim'e ağır derecede âşık. Hava biraz serin. En sevdiğim hırkamı Yeşim'e veriyorum. Yeşim, ben ve Ata Berk sahile iniyoruz. Çimlerin üzerine oturuyoruz. 

Mevcut hâlleri, geleceği, hayalleri konuşuyoruz. Ayakkabılarımızı çıkarıyoruz. Gazetemizi okuyoruz. Kola içiyoruz. Biz büyük bir aileyiz ve hepimiz birbirimizi çok seviyoruz.

Hırkam Yeşim'e çok yakıştı. Muhtemelen bu soğuk kış günlerinde hırka onu iyi ısıtıyordur.

Aylardan eylül. Taksim'de yalnızları oynuyorum. Tükenmeden biletlerinizi almanızı öneriyorum.

Bu fotoğrafı Twitter'da paylaşıyorum. Hemen telefonum çalıyor. Damla arıyor. Beşiktaş'taki iş görüşmesinden çıkıp hemen yanıma geliyor. Muhabbetin dibine vuruyoruz, mevzuların altını üstüne getiriyoruz.

Damla gidiyor, Mehmet Okan geliyor. Ben çay içiyorum, o da kahve içiyor. Baş ağrım daha fazla kalmama izin vermiyor.

Bu arada, Damla iş görüşmesinden sonra o işi kapıyor ve şu an orada çalışıyor.

Aylardan eylül. Vural Abi'nin doğum gününü kutlamaya karar verip ofisten erken çıkıyoruz. İstiklâl'den Karaköy'e iniyoruz ve Galata'dan Kapalıçarşı'ya yürüyoruz.

Pastamızı alıyoruz ve Vural Abi'nin dükkânını buluyoruz. Vural Abi daha biz pastayı üfletmeden yapacağını yapıyor. Masamız birden tiramisu ve limonatayla doluyor.

Güzel bir gün böylece son buluyor.



Güneşli bir sonbahar günü. Mehmet Okan beni Altunizade'den alıyor ve Taksim'e geçiyoruz.

İstiklâl'de yürürken gözüm bu şirin turist çocuğa takılıyor. Babasından izin istiyorum ve bu ufaklığın fotoğrafını çekiyorum.

Akşam yemeği yemek üzere bir mekâna geçiyoruz ve kahkahalar eşliğinde yemeğimizi yiyoruz. Mehmet Okan'la ne zaman yemek yesem hep boğulma tehlikesi geçiriyorum.


Aylardan ekim. İlkokul 1. sınıftaki sıra arkadaşımın, 17 yıllık kadim dostumun doğum günü bugün. Bu güzel günü kutlamak için meyhanedeyiz, fasıl içindeyiz.

Gülşah yeni yaşında hem çok başarılı hem de çok âşık. Kızımız Gülşah, oğlumuz Mehmet'le çok yakışıyor. Damla da uğruyor ve biraz kaldıktan sonra gidiyor. Masada dört çift var ve bir tek yazarınız single olarak oturuyor. 2013'te yazarınız artık bir albüm yapmak için kolları sıvıyor.



Mehmet Okan'la birlikte Ataköy'deyiz. Galleria'daki Paşabahçe'ye giriyoruz ve kendimizi kaybediyoruz. Sevgili dostum bu yumurtalığı bana hediye olarak alıyor.

Ofiste kahvaltı yaparken yumurtamı yumurtalıktan yiyorum. Bu şirin hediye için Mehmet Okan'a teşekkür ediyorum.






Havanın hafif soğuk olduğu bir gün. Aylardan ekim. Kanyon'dayım. Mehmet Okan nihayet geliyor ve öğle yemeğimizi yiyoruz. Bir tv programı yapsak da aramızda dönen konuşmaları hepiniz duysanız istiyoruz. Reyting rekorları kıracağımızın garantisini de veriyoruz.

Kanyon'dan çıkıp İstinyePark'a geçiyoruz. Müthiş bir kalabalık, müthiş bir baş ağrısı... Taksim'e geçiyoruz.

J'adore'a gidip tatlılarımızı yiyip tatlı tatlı konuşuyoruz. Güzel, yoğun geçen bir günün ardından hava kararıyor. Günü noktalıyoruz.

Aylardan ekim. Bugün bayram. Rotamız Aqua Florya. Deniz manzaralı alışveriş merkezini boydan boya dolaşıyoruz ve her yer tıklım tıklım olduğu için soluğu boş bulduğumuz ilk yerde alıyoruz. Deniz manzarasına karşı sohbet edip hasret gideriyoruz.

Bayramlaşmanın ardından rotamızı Ataköy'e çeviriyoruz ve eve geçiyoruz. Yemeğimizi yiyoruz, çayımızı içiyoruz. Yılın en güzel günlerinden birini beraber yaşayıp günü noktalıyoruz. Evimin yolunu tutuyorum. Çok mutluyum.

Ofiste son günümüz... Ekip olarak ofise veda ediyoruz. Son kez boğaz manzarasına bakıyorum. Güzel yemekleri için Saime Abla'ya çok teşekkür ediyorum.

Eşyalarımızı topluyoruz ve İstiklâl'e çıkıyoruz. Salatalarımızı söyleyip yapacaklarımızdan konuşuyoruz.






Bugün günlerden Kadıköy. Müzik çalışmalarımızın üzerinden yaklaşık 11 ay sonra yine Caner'le beraberiz. Geleceğin prodüktörü, müthiş yetenek Caner'le sadece müzikten değil, her telden bir şeyler konuşuyoruz. Ne olursa olsun, başarmaktan ve hedeflerden hiç mi hiç vazgeçmiyoruz. Daha yapacak çok iş var. Öyleyse çalışmaya devam ediyoruz.

Bu güzel sohbetin ardından Hazal ve Ümmü geliyor. Kızlarla akşama devam ediyoruz.


Aylardan aralık, günlerden pazartesi. Erken yılbaşı kutlaması için apar topar hazırlanıyoruz ve Divan Kuruçeşme'ye doğru yola çıkıyoruz.

Güzel, sakin bir kutlamayla geceyi geçiriyoruz. Bir ara kalabalıktan sıkılıp sahilde yürüyüş yapıyoruz. Tekrar mekâna giriyoruz ve kaldığımız yerden devam ediyoruz. "Zirve 2013!" diyerek kadehimizi kaldırıp tokuşturuyoruz.

2012'nin son günlerini yaşarken hedefleri ve beklentileri 2013'e yöneltiyoruz. Geleni heyecanla karşılıyoruz, gideni hürmetle uğurluyoruz.

2012'de yüzümü güldüren olaylara, insanlara, anılara ve elbette Instagram'a ne kadar teşekkür etsem az... Yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkürler... Hayata dair söylenecek sözler ve yaşanacak güzellikler bitmez. Darısı ve daha fazlası 2013'ün başına.

Yeni yılımız şimdiden kutlu olsun.

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

1 yorum

  1. Muhteşem bir yazı olmuş! Kalemine, kalbine, hoşgörüne sağlık. Canım dostum;
    Yazını bir solukta okudum. Sen hep bu yazıyı adam akıllı okumadığım için bana sitem etsen de demek ki ben en doğru zamanı beklemişim. Senin de dediğin gibi en depresif günümde okuyorum yazını.. O kadar iyi geldi ki bu yazıyı okumak.. Sayende 2012' de çok güzel bir gezinti yaptım.

    Dostluğumuza ve senin yazılarına benden bir nazar boncuğu ¨MAŞALLAH¨

    Birde benden bi şarkı, bu yazın için ;
    Birsen TEZER, İki Cihan albümünden ' Delikanlı '

    YanıtlaSil

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com