Powered by Blogger.

BİR FİLM İZLEDİM: EVİM SENSİN

Yazan: | Cuma, Kasım 16, 2012 Yorum Yaz

Çok uzun süredir herhangi bir filmle ilgili yazı yazma olanağı bulamamıştım ki Gergedan Mevsimi'ne gidiyorum deyip de arkadaşımın isteği üzerine Evim Sensin'e bilet alarak bu çok konuşulan filmi izleme olanağı buldum.

Özcan Deniz'in Bir Kore filmi olan "A Moment to Remember"dan uyarladığı, yönettiği ve aynı zamanda başrol oynadığı filmde Fahriye Evcen demans (bunama) hastalığına yakalanmış Leyla isimli bir karakteri canlandırıyor. Sevgilisinin evli olduğunu öğrenmesi sonucu hüsranla babasının evine dönmesi, babasıyla ilişkisini düzeltmeye çalışması ve ardından İskender'le yeni bir aşka yelken açmasıyla gelişen film, Leyla'nın hastalığının ortaya çıkması ve günden güne ilerlemesiyle doruk noktaya ulaşıyor. Filmin vizyonda olduğunu göz önünde bulundurarak elbette finalini izlemeyenler için söylemeyeceğim. Meraklılarına sürpriz olsun.

Öncelikli olarak Özcan Deniz'in çabasını, azmini kutluyorum ama filmin açılışında ve kapanışında Evim Sensin'in hangi filmden uyarlandığı muhakkak ve muhakkak belirtilmeliydi. Bu yüzden Deniz'den puan kırarak eleştirilerime başlıyorum.

Filmin orijinalini izlemediğim için kıyaslama yoluna gidemiyorum ve Evim Sensin'in hitap ettiği coğrafyaya göre adapte edildiğini düşünüyorum. Bu anlamda Fahriye Evcen'in oyunculuğu, makyajı Koreli kızları anımsatıyordu. Bu karakter Kore halkı için çok şirin ve sevimli olsa da ben bir izleyici olarak Leyla karakterini bazı yerlerde inandırıcı bulmayıp filmden soğudum. Sesini incelterek konuşması, küçük bir kız çocuğu gibi davranması muhakkak filmin ilerleyen kısımlarında bu karakterin başına gelecek hastalığa bir gönderme niteliği taşıyordur ama amaca iyi yönde hizmet ettiğini düşünmüyorum. En azından ben bu şirin kızın başına bu hastalık geldi diye bunalıma girmedim.

Özcan Deniz'in bazı sahnelerde ağır çekim görüntülerinin kullanılması ve Deniz'in bu çekimlerle yüceltilmesi de beni filmden uzaklaştıran sebeplerdendi doğrusu. Özcan Deniz ve Fahriye Evcen ikilisinin kimyası da gayet iyiydi ancak inandırıcılık ve hikâyenin içine girme konusunda beni şüpheye düşürdükleri noktalar da vardı.

İskendir'in annesi Zeliha'nın filme girdiği sahneyle beraber heyecanım arttı ve annenin olduğu her sahneyi dikkatle izledim. Leyla'nın İskender'in annesi Zeliha'nın peşine düşmesi, onu bulması ve kadının dövülerek hastaneye kaldırılması tansiyonun yükseldiği anlardı. Leyla'nın hastalığının ortaya çıkması, geçmişini unutması ve ev halkının önünde çişini kaçırması duygulandığım sahnelerdendi. Bunun yanı sıra Leyla'nın İskender'in gittiği köfteciye gitmesi, bir başka sahnede Azize'nin taklidini yapması da gülümseten anlardandı. Ayrıca Sen Yarim İdun'u da bir güzel söylemiş, hafif efkârlı söylemiş Fahriye Evcen.

Filmin sondan bir önceki sahnesindeki ağır çekimler ve feryatlar hüznün zarafetine ters düşen, fazlasıyla karamsar ve abartılı derecede dramatize edilmiş sahnelerdi. Yine son sahnedeki mezar fazlasıyla gereksizdi.

Filmdeki sanat yönetmenliği ve görüntüler oldukça güzel ve profesyoneldi. Zaman zaman sahneler arasında geçiş sorunları vardı. Bunlar da gözüme çarpanlar arasındaydı.

Tüm bunları harmanladığımızda ortaya Türk izleyicisinin beğenerek izleyeceği, seve seve ağlayabileceği bir film ortaya çıkmış. Fahriye Evcen, her ne kadar karakterin kendisi yapmacıklık taşısa da Leyla'yı gayet güzel oynamış. Yine bizlere bu kasım da hüzünlü bir aşk filmi izlemek kalmış.


Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa

0 yorum: