,

HAYAT DEVAM EDİYOR

Çarşamba, Ekim 10, 2012

Güneşli bir ekim sabahı... Sabahın erken saatleri... Karşıdan karşıya geçen insanlar, yeşil ışığın yanmasını bekleyen arabalar, sandviç yapan seyyar kahvaltıcılar, simit ve açma satanlar, önlüklü çocuklar, öğrenci taşıyan araçlar, işe geç kalıp da koşturanlar...

Bir gün bir arkadaşımla konuşuyordum. Bir gün dediğime bakmayın siz, birkaç yıl önce... Annesi, babasından ayrıldıktan sonra yeni bir evlilik yapmış fakat yeni eşi hayatını kaybetmişti. "Annemin kocası öldüğünde cenazeye gittik, sonra eve geldik. Sabah uyandığımızda yine kahvaltı masasına hepimiz oturduk ve yine hep beraber akşam yemeği yedik. Hayat öyle ya da böyle devam ediyor."

Nedense birden aklıma bu cümleler geldi. Biraz tebessüm ettim. Zamanında takılıp kaldığımız o duygular, o buhranlar, ah öldüm bittimler... Biraz da alaycıydım gülümserken. Şu an ne kadar da komik ve yersiz geliyor üzüldüğüm şeyler ve nasıl da hayret ediyorum kendime. "Bu ben miymişim gerçekten? Neyin kafasını yaşamışım? Ciddi ciddi kapsama alanı dışındaymışım." diyebiliyorum.

Bir duygunun içindeyken, dışında kalan bir şeyi göremezken ve o hislere kendimizi kaptırırken vay sonrasına, vay hâlimize! İşte insan o duyguya yabancılaştığında, bastırmaktan da öte o duygudan tamamen çıktığında bitiyor bu drama. Dünkü drama oluyor bugün kahkaha. İnsan yabancılaştığı acıyı bile tanımıyor, ona rest çekiyor. Bir zamanlar sizin zamanınızı çalan, yolunuza taş koyan, canınızı acıtan o duygular bir gün o kadar âciz kalıyor ki... İşte böyle...

İşteyim. Eskiden okul arkadaşım, şimdiki iş arkadaşım anlatıyor. 3 yıl önce çok fırtınalı bir ilişki yaşamıştı. Çocuk birden tası tarağı topladı gitti ve onu bir daha gören olmadı. Bizim kız da kendini kolay kolay toplayamadı... Sonra ne mi oldu? Her şey unutuldu. Arada bir ismi anıldı ama üzerinde pek bir şey konuşulmadı ve birden ortaya tekrar çıktı. Ona dönmek istediğini söyledi. Peki bizimki ne yaptı? Kahkahayı patlattı, ciddiye bile almadı. Oysa üç yıl önce bu kız ağlayıp sızlanırdı.

Hava bu kadar güzelken, yapacak çok şey varken, hayat düşünmek için uzun fakat yaşamak için kısayken... Ofisten boğaza bakıyorum ve İstanbul'a tekrar tekrar hayran kalıyorum. Yaşadığım bu şehri çok seviyorum. Denizi çok seviyorum. Pencereden baktığımda illa deniz görmek istiyorum.

Yüzyıllarca uyumuş da yeni uyanmış gibiyim. Karanlık dönemi bitmiş de aydınlık çağa geçmiş bir takvim gibiyim. Haddinden fazla sürmüş nadasın ilk ürünü gibiyim. Uzun bir süredir pili şarjda, öyle çalışıyor da hiç bitmiyor yaşam enerjim.

Ne zaman canım sıkılsa, her şey bitmiş gibi gelse ve de yüzüm düşse kendime bunu hatırlatıyorum: Hayat -her şeye rağmen- devam ediyor. Nedense koşturan şehir manzarasını görünce aklıma bunlar geldi. Size de söyleyesim geldi.

Bu çocuk bunu söyleyerek yazıyı tamamlıyor. Yapması gereken onca şey de ellerinden öpüyor.

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com