, , , , ,

BİR YANDA TURİSTLER BİR YANDA YERLİLER

Pazartesi, Temmuz 30, 2012

Ülkemdeki bu turist merakını yıllarca anlayamamışımdır. Elin Rus kadını için eşini aldatan ya da boşanan mı dersin, Hristiyan adama tutulup din değiştiren ya da adamı sünnet ettiren mi dersin, ülke değiştireni mi yoksa aşka gelip dil kursunda ter döküp onun dilini öğreneni mi? Evet, artık yalnız değilsiniz ve sizi anlıyorum.

Tabii girizgâhım böyle olunca boyumun ölçüsünü aldığımı, ülkemizi yurt dışında başarıyla temsil edeceğimi düşünüp sevindiğinizi fakat kendi adınıza da bu durumu bir kayıp olarak gördüğünüzü biliyorum ama üzülmeyin; çünkü yok öyle bir şey. Gerçi hayat da sürprizlerle dolu. Geleceğin ne göstereceği bilinmez. Aynı kültürü, aynı dili, ortak coğrafyayı ve benzer zevkleri paylaştığın biriyle iletişim kurmak daha kolay desem de zor olanı seviyor insan her defa ve çok da bunlara bakıyordu aşk gelince başa.

Bir hâller oldu bana şu son zamanlarda. Göremediğim şeyleri görür oldum.  O kadar kazmışım ki çukuru ve o kadar derine inmişim ki yanı başımda duran, farkına varmak için biraz bakmam gereken ne varsa her birini şu son zamanlarda görür oldum. Rutinin bir parçası olması gerekirken ciddiye alınmadığı için es geçilen ve yaş büyüdükçe değeri dank eden şeyler... 2012'den kendi adıma öğrendiğim, doğanın ve doğalın gücü oldu. İşte bu sebeple ki uçaktaki çoğu insanın bavulunun ağırlığı 15 kg sınırına yakınken benim çantamın ağırlığı 5 kg bile değildi. Üzerimdeki t-shirt, şort ve gözlük dışında 2 t-shirt, 2 şort, 1 deniz şortu, 1 şapka, 1 telefon şarjı, 1 deodorantla tatile çıktım. Yeni aldığım hiçbir şeyi bavuluma koymadım, parfümümü bile evde bıraktım; çünkü gerçekten tatil yapmak ve her şeyden arınmaktı tek amacım.

Laf aramızda, evin içinde yalnız olduğum müddetçe sürekli anadan doğma dolaşıyorum. Saçımı taramıyorum. Günde üç kez soğuk suyla duş alıyorum.  Kozmetik olmayan, %100 doğal bir güneş kremi kullanıyorum. Bol bol su içiyorum, elma suyunu son damlasına kadar lıkır lıkır indiriyorum. İnternetle pek haşır neşir olmuyorum, zorunlu kalmadıkça telefon görüşmelerinden uzak duruyorum. Deniz şortumu çok seviyorum. Bir de nereye gidersem gideyim İstanbul'u özlüyorum. Her yere kulaklığımla giden ve onunla bütünleşen ben, uçağa geç kalma korkusuyla kulaklığımı evde unutmamın sayesinde kendimi mahrum bıraktığım bir şeyin farkına vardım: Ortam sesi.

Ortam sesi sinemada çok önemlidir. Eğer ortam sesi kullanmazsanız ses devamlılığı olmaz. Bu, çekilen görüntülerin sonradan birleştirildiği hissi seyirciye geçtiğinden hem estetik açıdan hem de gerçeklik açısından bir hatadır. Gözlemlemek yetmez, dinlemek de gerekir. Uzaktan beğendiğiniz birinin sesini ilk defa duyduğunuzda onun hakkında nasıl ipucu veriyorsa bu durum, şehirler de sesleriyle ipucu veriyor insana. Mesela vapur sesi varsa o şehirde deniz vardır ve denize yakınsınızdır. Sık sık uçak sesleri duyuyorsanız havaalanı vardır o şehirde. Daha az müzik dinleyip daha çok dinliyorum ortam sesini.

Yapılan bir bilimsel araştırmaya göre her gün en az 20 dakika deniz, göl çevresinde yürümek psikolojiye iyi geliyormuş. Bazen başımı kaldırıp denizi ve insanları seyrediyorum. Ruh detoksu yapıyorum. Bir kız çıkıyor denizden rimeli akmış vaziyette. Kızımız Türk. Taşlı tuşlu bikiniler mi dersiniz, mayoluk bedene bikini giyenler mi... Slip mayo giyen amcaları zaten Allah affetsin.

Sakın bu söylediklerimden kendi toplumumu küçümsediğim kanaatine varılmasın, aksine ben kendi toplumumuzu diğer toplumlardan küçük gören ve aşağılayan insanların karşısındayım. Sadece bir konuda eleştiriyorum kendimizi: Doğallık konusunda.

Bir yandan turistlere bakıyorum. Dünya güzeli bir kadın... Genç, incecik, bikinili, renkli gözlü ve sarışın. Çok güzel bir kızı var. Belki bir yaşında ama iki değildir. Eşi upuzun boylu, sporcu vücutlu. Ben diyeyim yüzücü, siz deyin tatile gelmeden önce jöndü. Sürekli gülümsüyorlar. Biz şezlongdan inmiyoruz, onlar uzandıkları kumdan kalkmıyorlar. Turistler genel olarak böyle. Hep bir sıfır makyaj durumu. Erkekler sakalsız, kılsız; kadınlar ruhen makyajsız. Sakal için de erkeğin makyajı derlerdi, değil mi?

Bu yaz kimleri beğensem hepsi turist çıkmakta. Gönül yerlilikten yana olsa da göz turistlere kaymakta. Bir de fark ettim ki esmerlere pek meylim yokmuş da sarışın ve kumrallara bakıp bakıp ferahlıyormuşum. Açık ten bir lütuftur. Lütfen bronzlaşma işini abartmayın açık tenler.

Filmidir, müziğidir, eleştirisidir derken takındığım ciddi tavrı bir kenara bırakıp kişisel mi kişisel, doğalın doğalı bir yazı kaleme aldım sizler için bu pazartesi gününde. Antalya bilmem kaç derece. Elma suyum bitti, rüzgâr iyiden iyiye esti.

Son olarak; en büyük gösteriş doğallıkmış ya, bu çocuk bunu iyiden iyiye yaşam felsefesi edindi...

Güzel bir hafta geçirmeniz dileğimle...

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com