, , , ,

BİR SOSYAL MEDYA YAZISI

Cuma, Temmuz 27, 2012

1999'da babamın hediye aldığı ilk bilgisayarımı kullandığım zamanlara şöyle bir dönünce, teknolojinin çaktırmadan ve hissettirmeden geçirdiği evrim ve yaptığı devrim bünyemde soğuk duş etkisi yaratmıyor değil. Bilgisayarımı nasıl açıp kapatacağımı bilmediğimden, 17 numaralı dairedeki Sadık Amca'nın oğlu Doğuş'u birkaç kez çağırmışlığım vardır zamanında.
Chat yapmak için bir sunucuya bağlandığımda sohbetten sürekli düşmem, nickimi bir başkasının kullanması, sohbet ettiklerimin izini kaybetmem aslında internetin hayatımda ne kadar önemli olduğunun ve olacağının ilk sinyalleriydi ama 10 yaşımda pek de farkında değildim.


Şimdi geriye dönüp baktığımızda "takoz" diyerek dalga geçtiğimiz o ilk cep telefonları zamanında ne kadar da pahalı ve havalıydı oysa, değil mi? Teknolojinin gözü kör olmasın. Her yeni çıkan teknolojik ürün, kendinden bir öncekini hiç acımadan tedavülden kaldırıyor ama onun da devri pek uzun sürmüyor doğrusu. Bu döngü böyle devam ediyor... Yeni aldığın zamanla eskiyor.

Teknolojinin gücünü ve yeninin öcünü şöyle bir kenara bırakalım ve olaya gelelim. Blog yazmak dışında son zamanlarda sosyal medyayı kullanmıyorum. Bana kalsa facebook hesabımı bile kapatacağım ama blog okuyucularımla yeni yazılarımı oradan paylaştığımdan "Orda bir köy var uzakta. O köy bizim köyümüzdür." misali pek girmesem de, kullanmasam da bir hesabım var. Zaten bana kalırsa asıl olay Twitter'da dönüyor.

2009'un sıcak bir eylül gününde kullanmaya başladığım Twitter, tıpkı her popülerleşen sosyal medya mecrası gibi zamanla suyu çıkarılan ve yaşanması zor bir hâl alan bir yere dönüştü. Uzun cümleler kuran biri olarak anlatmak istediklerimi 140 karaktere sığdırmaya çalışmak benim için önemli bir mücadeleydi ve sanırım zamanla daha kısa cümleler kurmayı öğrendim. Gelin görün ki iş artık 140 karakterle durum özeti ya da paylaşımdan çıkıp bir arenaya dönüştü ve bu sahneye çıkan hemen hemen herkes gövde gösterisi sanatını icra eder oldu.


"140 karakterle nasıl hava atabilirim?", "140 karakterle nasıl fenomen olabilirim?, "140 karakterle nasıl insanları küçümseyebilirim?, "140 karakterle komplekslerimi nasıl gözler önüne serebilirim?", "140 karakterle nasıl nispet yapabilirim?, "140 karakterle nasıl birilerine gönderme yapabilirim?"  sorularına cevap niteliği taşıyan cümleler okumaktan bıkıp usandığımdan Twitter ile arama mesafe koymaya karar vermiş bulunmaktayım.

Biz ölmüşüz de ağlayanımız yok sevgili seyirciler. Önceden insanlar yaşadıkları anı ölümsüzleştirmek için fotoğraf çekiyorlardı ama artık günümüzün insanları resmen fotoğrafını çekmek için yaşıyorlar onu. Vücut yapan abilerimiz ya da fiziği düzgün kızlarımız çok yaşasınlar ama "paylaşma"nın ötesinin ötesine çıkıp işi  "teşhir"ciliğe vurmak ve bu kadar ayakaltı olmak sizi hiç rahatsız etmiyor mu? Tanımadığınız insanların bir "tık"la anatominizi çıkarabilmesi sizi onore mi ediyor, yoksa basit ve avam mı kılıyor? İşte burada işin içine değer yargıları giriyor.

Gelelim fenomenlere... Espri yapmanın ince zekâ ve sağlam bir altyapı gerektirdiğini düşünenlerdenim. "Aman canım! Alt tarafı şaka. Bu kadar derin anlamlar yüklemenin anlamı yok." demeyin. Gülünç duruma düşmeden, zekâ gerektiren espriler yapmak herkesin harcı değildir ama gelin görün ki hiç komik ve yaratıcı olmadığı hâlde, üstelik iticilikten yıkılmasına karşın ısrarla komik olmaya çalışan ve sırf takipçi arttırmak amacıyla saçmalayan bir sürü gencimiz var.

Artık ülke silahlarla, savaşla değil de klavyeden kurtarılıyor bildiğiniz gibi. Katillere tweet yazarak küfrediyoruz, teröristleri lanetliyoruz. Toplumsal mesajları buradan veriyoruz. Sevgilimiz varsa bile Twitter'da başkalarıyla flörtleşip onlara kur yapıyoruz. Arada bir kendimizi hatırlatıyoruz. "Hello Malatya, ne var ne yok orda?" diyoruz. Birileri hep birileriyle cilveleşiyor ama bunun sonu gelmiyor. Sıradaki, sonra bir sonraki... Kimin eli kimin cebinde?

Çok sevdiğim bir arkadaşımın babasının çok güzel bir sözü var: "Allah fakiri zengin etmesin." Allah hepimize bolluğundan, bereketinden nasip etsin tabii ama buradaki durum başka. Belli bir refah seviyesiyle ve aile kültürüyle doğmayıp parayı sonradan bulanların Twitter üzerinden gösteriş yapan ve çaktırmadan(!) mal varlığını, yaptığı masrafları ve yapacağı alışverişleri anlatan insanlar muhtemelen çok havalı olduklarını düşünüyorlar ama biz bu tür insanlara halk arasında "sonradan görme" diyoruz. Tabii onlar bu deyimi bilmiyorlardır halka pek inmediklerinden. Başarılı bir iç mimarın kızı olan arkadaşım "Gerçek zenginleri anlamak mümkün değil. Son derece mütevazı yaşıyorlar. Giydikleri, arabaları, yaşayışları... Çünkü hazmetmişler, doymuşlar." der. Zengin olsan da fakir olsan da bize ne fark eder? Sen bize hayatı güzel yaşamaktan haber ver.

Saati şimdiki zamanı göstermeyen, takvimi geçmiş zamanın bir yerinde takılıp kalanların intikam, gönderme telaşlarına hiç değinmeyeceğim. Bence kendinizi boşuna paralıyorsunuz. "Kesin beni okuyordur." diye düşündüğünüz insanlar ya sizi hiç okumuyorlarsa? Belki de bu güçlü merak duygusu sadece size özeldir. Bence bu dediğimi bir düşünün.

Herkes saçmasapan bir yarış içinde ve ana sayfamdan korkunç görünüyor bu mücadele. Bu gösteriş budalalığı ve sahte imaj edinme çabaları ciddi özgüven problemlerini ve hayatın kendi gerçekliğinden kopma hâlini gözler önüne seriyor.

Arkadaşını, dostunu, sevgilisini telefonla aramak ya da başka şekilde özel bir iletişim kurmak varken ısrarla tweet yazan ve bu kişileri genelde cümlenin sonunda etiketleyen kişiler, umarım amacınıza ulaşmışsınızdır ve gazınız alınmıştır. Görmesini istediğiniz kişilere mesajınız umarım ulaşmıştır.

Yaz sezonu indirim sezonudur ama bu yaz en büyük damping Twitter'da galiba. Ben bu sirke daha fazla katlanamayacağım. Hem ne işim var burda benim? Ben aslında Instagram severim.

140 karakter olmasa da karakterli cümleleriniz bol olsun. Yazımı, bir arkadaşımın arkadaşının Facebook'ta yaptığı durum güncellemesi metniyle tamamlıyor ve iyi tatiller diliyorum.

"Facebook'ta gördük ki güne herkes Starbucks'ta başlayıp günü Reina'da noktalıyor. Meğer herkes su yerine Absolut, Chivas, Bacardi içiyormuş. Kızlar manken-fotomodelmiş de stüdyodan çıkacak vakitleri yokmuş. Çoğu 20'li yaşında erkekler şirket başındaymış. Herkes zenginmiş, meğer herkesin hayal dünyası ne kadar genişmiş. İyi ki varsın Facebook. Herkes başka kafa yaşıyor sayende. :) Konuşmayayım, konuşmayayım diyorum ama yine olmuyor. Bu Facebook'ta herkes adam, herkes mafya, herkesin spor arabası var, herkes Jack Daniels içiyor, herkes alkolik, herkes aldatılmış, herkes âşık, herkes âşk acısı çekiyor ve herkes zengin. Bir normal insan yok etrafımda. Neyse. Uçağımı getirin, bakkala gidicem. :)"

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com