, ,

ÇIRILÇIPLAK

Cuma, Şubat 17, 2012

Küçük bir çocukken büyümenin çok kolay olduğunu zannediyordum. Biyolojik bir gelişimdi bana göre büyümek. Oysa nasıl da yanılmışım. "Büyüyünce anlarsın." gibi can sıkıcı ve küçüklüğümü yüzüme yüzüme çarpan o cümlelerin haklılığını her geçen gün daha iyi anlıyorum. "İnsan büyüdükçe hayalleri küçülür." sözü sonuna kadar doğru. Büyümek zor iş, sancılı iş. Bir yandan büyüyüp bir yandan çocuk kalabilmekse hepsinden daha zor. Kolay olanı kim seviyor ki zaten... Küçüklüğümüzde erişemediğimiz ve hep bilmem kaç yaşına gelmeyi beklediğimiz o hayallerimize yaklaştıkça aslında onlara erişebilmenin hiç de o kadar basit olmadığını görüyoruz. Bazılarımız deyim yerindeyse doğuştan şanslı oluyor. Onlar gidip bir kapıyı çalmıyor, şans onların kapısını çalıyor. Bazıları kapıları çalmaktan, bazıları kapının çalınmasını beklemekten usanıyorlar. "Doğru zaman"ın gelmesini beklerken acaba hayat akıp gidiyor mu elimizden? Sezen Aksu'nun da dediği gibi hayat zaten üç-beş kısa mutlu andan mı ibaret?

Değerinden eksiğe bozduruyorum bazen düşlerimi, Murathan Mungan'ın söylediği gibi. İnsan büyüdüğünü boyunu mezurayla ölçtüğünde ve boyu birkaç birim uzadığında ya da gece kulübüne girdiğinde güvenlik görevlisinin kimliğine bakmıyor oluşundan anlamıyor. Mevlana'nın o müthiş "Hamdım, piştim, yandım." felsefesindeki anlamı hazmettiğinde ayaklarının yere daha sağlam bastığını fark ediyor. Oysa bu her insanın tamamlaması gereken bir keşif ve farkındalıktan bahsediyorum ama nice nice insanlar insan olduklarını unutup ya da aslında hiç bilemeyip gidiyorlar.

İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batırmak... Bir insanın kendini kandırması ve oyalaması kadar vahim, üzücü bir şey olabilir mi? Yüzleşmekten korkulan o gerçekler dağ gibi büyüyüp de her fırsatta kıstırmaz mı insanı... Kabullenmek en zor olan hep. Kendini, hayatı ve gerçekleri olduğu gibi kabullenebilen ve bunu sindirebilen insanların ne kadar başarılı ve huzurlu olduklarına bir bakın.

Bir başkası olmaya çalışan ya da kendini olduğundan farklı göstermeye çalışan insanlar, üzerine oturmayan ve eğreti duran bir giysiyle kendinden emin yürüyen ama gülünç duruma düşen rüküşler gibi. Hep zamanı kurtarma, kısa günün kârını sağlama çabaları... Oysa bu kısır döngüde kaçıp giden o kadar şey var ki... Ben söylersem ne anlamı kalır ki...

Bu evrende okyanustaki bir damla kadarız ve belki o kadar bile değiliz. İçimizde yaşattığımız Tanrı kibrimizi büyütmekten ve yalancı ayna da kandırmaktan, avutmaktan başka bir halta yaramıyor. Bu yüzden insanlar en ufak bir eleştiriye kulak kabartmak yerine saldırıya geçip savunma mekanizmalarını kuşanıyorlar; çünkü onlar harikalar. O kadar harikalar ki bir ömür oldukları yerde sayıyorlar.

80'lerindeki bir teyze bana bir gün "Seni güldürenin değil, ağlatanın yanında ol." demişti. Boy aynasında kendiyle yüzleşmekten korkan insanlar bu yüzden hep kendilerini güldürenlerle vakit geçirirler. Kastettiğim şey elbette gülmek ve ağlamak değil. Hoşunuza giden sözleri bilip ağzınıza bir parmak bal çalanlarla hatanızda sizi uyaran ya da ağzınıza acı biber süren insanlar arasında çok ince ama derin bir fark var.

Ne yazık ki insanlar kibirlerine yenik düşerek kendilerine "torpil" geçerken başkalarına farkında olmadan haksızlık yapıyorlar ama kendi kendilerini ayakta uyutarak yine en büyük haksızlığı da kendilerine yapıyorlar. Birkaç dalkavukla mutlu mesut yaşayıp gülünç duruma düştüklerini ve saygınlıktan yoksun olduklarını da anlamıyorlar. Bu yüzdendir ki hep kendilerinden birkaç beden büyük birilerini istiyorlar ama "Dengim midir?" diye hiç sormuyorlar. Dedim ya, içlerindeki o Tanrı'dan dolayı kuklaya dönüyorlar.

Tüm bunları ipleri elinde tutan ve kendini dizginlemiş, yola gelmiş biri olarak söylüyorum. Başkalarının beğenileri, düşünceleri, takdirleri, alkışları için yaşayan ve asla kendi olamayanlar bir arpa boyu yol alamıyorlar. Büyüdüklerini zannederken bir o kadar küçülüyorlar.

İpleri elinize alın. Aynaya bakın. Kendinizi ölçün, tartın ve sakın hile yapmayın.

Çırılçıplakken kaç paralıksınız? Bir de bunu hesaplayın.

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com