, , , , ,

YALNIZLIK SENFONİSİ

Pazar, Ocak 29, 2012

Uzun zamandır bir türlü yazamadım, yazmaya çalışsam da yazının bitiriş cümlesine ulaşamadım. Koşturmacadır, uğraşmacadır derken bir de baktım ki yaklaşık iki hafta olmuş. Zaten çene dikişli, sargı içinde. En iyisi konuşmayıp yazmak.

Cumartesi gecesi Okan Bayülgen'in Disko Kralı programının teması "Yalnızlar Diskosu"ydu. Kullanıcılar son iki gündür Twitter'da yalnızlığı tartışıyor. #BenceYalnizlik etiketini yazan döktürüyor. Ben bir şey yazmadım. Derin konular bunlar. Mevzuyu buraya taşıdım. (Yazarınız bu esnada annesinin ricası üzerine iğne deliğine iplik geçirmektedir.)

Yorumların genelinde yalnızlıktan kötüymüş, kakaymış, Allah'ın cezasıymış, geberesiceymiş gibi bahsedilmiş. Bizim soyut kavram yalnızlık, kişileştirildiği yetmemiş gibi bir de üstüne taşlanmış. Gülsem mi yoksa üzülsem mi, bilemedim ama düşündüm. Neden insanlar bu kadar öfkeli yalnızlığa ve yalnız kalmaktan neden bu kadar korkuyorlar diye... Bu devirde en büyük kötülüğü insan insana yapar oldu. Yalnızken neyden, kimden korkarsın? Kendinden mi yoksa? Kaçmak istediğin gerçekler mi var? Kendinle mi mutlu değilsin? Kendini mi sevmiyorsun? İçindeki ses, aynalar sana hoşuna gitmeyen şeyler mi söylüyor? Kendini başkalarıyla, bir başkasıyla oyalamak işe mi yarıyor? Peki nereye kadar? Üzerine ne giysen de, ne kadar kalın giyinsen de yatağına girmeden önce soyunuyorsun, dökülüyorsun ve bir pijama geçirip üstüne yatağa öyle giriyorsun.

Belki yattığın zaman çok uykun olsa da hemen uyuyamıyorsun. Bir sağa bir sola dönüp duruyorsun. Tam da bundan korkuyorsun işte; çünkü içindeki sese hükmedemiyorsun, gerçekleri susturamıyorsun. Kafanı kurcalayan, içini kemiren, alacaklı gibi önünü kesen sorunlara kayıtsız kalamıyorsun. Oysa bütün gün boyunca okulda, işte, arkadaş ortamında, sokakta, alışverişte kalabalıksın. Belki sevgilinle, belki en yakın arkadaşınlasın ama yatakta yalnızsın; çünkü zihninle baş başasın. Belki sarılıp uyuduğun, belki mesajlaştığın biri var ama nereye kadar? 3 ay, 6 ay, 3 yıl, 5 yıl... Bu kiminizin tadını kaçırabilir ve gerçekleri duymak hoşumuza gitmeyebilir ama iki kere iki eşittir dört.
 Çok sevdiğim bir söz var: "Ben tek başımaydım, onlarsa çok yalnızdılar." Lüzumsuz kalabalıklarda yalnız kalmaktansa, tek başına yalnız olmak bence daha erdemli bir duruş.

"Bugün dünyanın son günü deseler, birçok çift yer değiştirir." sözü geliyor aklıma. Ne kadar da doğru ve yerinde bir tespit aslına bakarsanız. Önceden yalnız insanlar kedi, köpek gibi dostlar edinerek hayatlarına renk katarlardı ama şimdi bunun yerini her türlü sahte insan ilişkileri aldı. Sevgili, dost, yakın arkadaş adı altında yaşanılan o kadar derin yalnızlıklar var ki... "Herkes bilir ama sırdır." sözü geldi aklıma Amerikalıların. Herkes her şeyin farkında. Yalnızlığımızdan o kadar rahatsız oluyoruz ki, aklımızda ve kalbimizde bir başkası varken "Seni seviyorum." deyip evcilik oynayabiliyoruz ve çoğu zaman da kendimizi buna inandırmaya çalışıyoruz. Birinci çoğul şahıs zamiri kullandığıma bakmayın. Benim sözüm yapanlara.


Bekâr olmakla yalnız olmayı karıştırıyoruz galiba. Yani yalnızlık birinin varlığı ya da yokluğuyla değil de kendi fikir ve düşüncelerimizle ilgili biraz da. İnsan en çok yalnızken büyüyor, öğreniyor bana kalırsa...

Bence yalnızlık, insanın içindeki deli çocuğu terbiye eden dadıdır.

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com