, , , ,

ÖZLEM

Çarşamba, Aralık 07, 2011

Soğuk bir aralık gecesi... Nasıl geçtiği anlaşılmayan zaman, yılın son günlerini birer birer öğütüyor. Sayfalar kopuk defterimde. Hatırlayamadığım, uzanamadığım, yaşanmış sayamadığım sayfalar...

Sorgulamadan yaşasan da gün geliyor ve sormadığın tüm o soruların topyekün cevaplarını almak istiyorsun. Cevap bulamazsan nasıl tamamlanırsın, nasıl heyecanla devam edebilirsin? Hayat işini iyi biliyor. Ne zaman "Pes ediyorum. Buraya kadar." diyecek olsan, sözünü ağzına tıkayıp bir parmak da bal çalıyor. Yaladıkça yalıyorsun... Yetmiyor. Gün geliyor, peteği istiyorsun.


Bazen çocukluk arkadaşlarımı özlüyorum. O zamanki şarkıları, o zamanki kasetleri. Teybe takılan bantları serçe parmağımla sarmayı özlüyorum. Okuma bayramındaki heyecanımı, lacivert kurdelemi... Öğretmenimi...


Babamın atlarına "Oğlum!" diye seslendiği ve abimle birbirimize bakıp güldüğümüz o günleri özlüyorum. Sonra eve geldiğimizde annemin at koktuğumuzu söylemesini, at gibi kokmayı özlüyorum. Babamın losyonunu kullanmayı, abimin parfümünü gizlice sıkmayı özlüyorum.

Babam sabah evden çıkmadan ona yağ çekip hamburger parası almayı özlüyorum. O hamburgerlerin tadı yok artık. Ne büyük olaydı yıllar önce ilkokul arkadaşlarımla hafta sonu McDonald's önünde buluşmak ve hamburger yemek... Sonra orası kapandı. Çok üzülmüştüm. Birkaç yıl önce tekrar açıldı. Eski tadı yok.
En iyi arkadaşımdı İrem. Taşındılar bir gün Balıkesir'e. Bir daha hiç haber alamadım İrem'den. Çok ağlamıştık ikimiz de, İrem gidiyor diye. Acaba İrem de beni hatırlıyor mudur?

Okul servisinin kaptanı Yunus Abi'ydi. Hep Çelik şarkıları çalardı. Sinem'e âşıktım o zamanlar. O da Tarkan'a... Kardeşinin adı bile Tarkan'dı. Sırf ona yaranmak için Tarkan'ın kasedini almıştım, serviste çaldırıyordum. Folklor ekibindeydik. Eşim olmuştu üstelik. Çok utanıyordum.
Biz çocukken 7'den 77'ye vardı. Barış Manço'muz vardı bizim. Barış Abi'yi de gördük biz. Şanslıydık. Hatta yıllar önce folklor ekibi olarak programa çıkmıştık. Barış Manço programı sunarken bana sarıldı diye ne mutlu olmuştum. Şimdi Madonna'yla kadeh tokuştursam nafile... Kesmez beni. O programın yapıldığı yerin okulum olduğunu 2 yıl önce derste öğrendiğimde ne şaşırmıştım ama. Sonra düşündüm de, gerçekten burası orasıymış. Hayat işte. Ne tuhaf...

Drama dersinde kimse bana oynamam için rol vermezdi. Herkes sunucu olmamı ya da şarkı söylememi isterdi. Hiç rol yapamazdım. Belki de başka biri olmayı beceremediğim için bu kadar kendim oldum.
Capri Sun içerdik çocukluğumuzda, içip içip patlatırdık. Sınıftaki herkes Titanic'e gitmişti nerdeyse. "20. yüzyıl bitiyor, 21. yüzyıl geliyor." diye heyecanlanıyorduk. Bizim Ev ve Çılgın Bediş'i izlemeyen bizden değildi zaten. Okuma yarışını kazanana gofret veriliyordu ve hep Murat kazanıyordu. 1 dakikada 256 kelime okumuştu. Onu geçebilmek için yarışmadan bir gün önce evde prova yapıp duruyordum. Murat bir gün hastalandı. Okuma yarışını ben kazandım. Sınıfın bütün kızları Cenk'e âşıktı. Cenk'le oturabilmek için yarışıyorlardı. Matematiği çok iyiydi Cenk'in. Akıllı çocuktu.

İlk sıra arkadaşım babamdı. İlk gün bütün çocuklar ağlamıştı. Bense şaşkın şaşkın onlara bakmıştım ama ikinci gün bir tek ben ağladım. Enteresan çocukmuşum. Bir hafta boyunce derslere babamla girdim. İlk resmî sıra arkadaşım Tahsin, sonraki ise Gülşah'tı. Gülşah bana ters davranırdı. Birbirimizden hiç kopmadık. Okulun arka bahçesinde cin çağırırdık. Kiki ve Kuki'nin ruhunu hiç rahat bırakmadık.

Büyüdük. İnsan büyüdükçe hayalleri küçülüyor. Çocukluğunuzda kurduğunuz hayalleri bir gün gerçekleştirir duruma geldiğinizde, bilin ki artık çoktan büyümüşsünüz demektir. İşte böyle. İçinizdeki çocuk hiçbir yere gitmesin. Bir tek onu koruyun. Çocuk olmaktan korkmayın. Yaş alın ama yaşlanmayın.

Şey... Galiba gözüme bir şey kaçtı...

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com