, , , , ,

FRANSA'YA FRANSIZ KALMAK

Salı, Aralık 20, 2011

Çocukluğunun bir kısmı Veliefendi Hipodromu'nda ve yarış atlarıyla geçmiş biriyim ben. Babam yıllar evvel bir hafta sonu annemi at yarışlarına götürmüş. At-avrat-silah ekolünden gelen babam o gün bir altılı kuponu hazırlamış ve kupon tutmuş. Tabii kazandığı para öyle çok da değil. Ben diyeyim size bir bilgisayar parası kadar işte belki. Bizimkinin at sevgisi tavan yapar ve arkadaşının satın aldığı İngiliz tayına ortak olur. Babam hızını alamaz. Önce ortaklığı bozup atı kendi üstüne alır, sonra da aileye yeni atlar katılır.

"Cinsine tükürdüğüm cinsine çeker." misali, bacak kadar boyumuzla biz de sabahın 5'inde babamın peşine takılır ve onunla bizim tayların galoplarını seyretmeye gideriz. Çevremizde hep tuhaf tuhaf isimli amcalar. "Baba neden bu amcanın ismi bi' değişik?, "Baba bu adamın konuşması neden ilginç?" gibi soruları peş peşe sıralayıp babamı bıktırırdım elbette. Hep şık, hep lüks arabalı, hep iyi yarış atlarına sahip bu amcalar. "Onlar Ermeni." derdi babam. E yani?
Aradan yıllar geçti hâliyle. Ermeni soykırımı meselesi ne zaman her fırsatta dile gelse, hep benim aklıma o tuhaf isimli, şık ve cüzdanı dolgun amcalar geldi. Hani 2010'da vizyona giren ve büyük yankı uyandıran 2012 isimli filmde bir gemi vardı ve paralı insanlar o gemiye alınıyordu... Galiba söz konusu olan Ermeni soykırımı yapıldığında bu amcaların büyükleri bir gemiye bindirildi. Soykırım yapıldıysa bu kadar çok Ermeni vatandaşımızın İstanbul'da işi ne, hem de bu bollukla? Yoksa her şey fotomontaj mı?
Yanlış anlaşılmasın, ben Ermenileri seviyorum ve hiçbir ırk için de "azınlık" kelimesini kullanmayı sevmiyorum; çünkü bu kelime siyasetçilerin tuzağıdır. Hep birileri kendi ekmeğine yağ sürmek, pastadan en büyük dilimi kapmak için bu tesiri yüksek kelimeyi kullanırlar ve kaos yaratıp bundan da çıkarlarına fayda sağlarlar. Her devlet huzurunu korumak için belli kesimleri göçe zorlamış, sınırlarından göndermek istemiş ve şiddet göstermiş olabilir. Bunu tarihte hangi devlet yapmadı? Şu dünya meselelerinde bir İsviçre'nin adını savaşlarda duymadım. Savaşmayan, sevişen bir toplum olarak İsviçre'yi tüm ülkeler örnek almalı. Özellikle de Fransa.
2 gün sonra, yani takvimler 22 Aralık Perşembe gününü gösterdiğinde Fransa parlamentosunda Ermeni soykırımını inkâr etmenin suç kapsamına girmesi konusu tartışılacak. Fransa'ya ve Sarkozy'ye Fransız kalmamak elde değil. Böyle bir diktatörlük, böyle bir baskı ve fikir özgürlüğüne böyle kilit vuran bir yasa tasarısı duymamıştım uzun zamandır. Gülsem mi, ağlasam mı?
1945'ten itibaren Cezayirlileri hunharca katleden, bu insanları fırınlarda yakan ve 1961'de Paris'te dışarı çıkma yasağına rağmen gösteri yapan Cezayirli vatandaşları öldüren Fransa'nın ta kendisi değil mi? 50 bine yakın Cezayirli'yi katletmek soykırım değilse nedir?
Fransa kendi kanlı ve utanç verici tarihiyle yüzleşmeli bir an önce ve vicdandan, adaletten muaflığına da bir son vermeli. Gerçi bu Fransa'nın eski huyu. Zamanında dışkısını sokaklara atan ama sonra alafranga tuvaletiyle övünen, temizlikten uzak olup da parfümü geliştiren Fransa bir şekilde hep kendi ayıplarını örtmeye çalışıyor. Fransa başkalarına ders vermek yerine, yıllardır geçemediği ve muaf olduğu insanlık sınavından önce bir geçer not alsın.
Madem öyle, bize de alışverişteyken Fransa mallarına Fransız kalmak düşüyor. Belki bizim Türkiye'mize de Fransız mallarının girişi yasaklanır bir yasa tasarısıyla. Kulağa gayet hoş geliyor, değil mi? Neden olmasın?

BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

1 yorum

  1. bu fransızlar pisliklerini dışarı attıkları zamanda üstlerine basmaktan rahatsız oluncada topuklu ayakkabıyı çıkartmışlar :)) yani hep pisliklerini örtmek için çıkmış buluşları :)güzel bir yazı olmuş ellerine sağlık.

    YanıtlaSil

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com