, ,

AYNI NAKARAT

Pazar, Kasım 13, 2011

Benim gizli bir arkadaşım var. O kendini "yaşam koçum" olarak adlandırıyor. Bugüne dek oturup bir yerde kahve içmişliğimiz, yemek yemişliğimiz yoktur. Görüşeceksek de ben ona giderim, o da beni krallar gibi ağırlar. Zaten pek vakti de yok. İşi gereği sürekli yurt dışında ama tüm yoğunluğuna rağmen benim incir çekirdeğini doldurmayacak tüm meselelerimle ilgilenir. Mesela aylar önce bir gün aradığımda şirketteydi. Sekreteri bir şey anlatıyordu ama can kulağıyla beni dinleyip bir güzel silkeledi beni: "Bazı insanlar kaosla beslenir. O insanlardan uzak dur."

Bazı cümleleri uzun uzun düşünmek ve deşmek gerekiyor bence. Ben bu cümleyi masaya yatırdım ve güzel bir farkındalıkla da masadan kalktım. "Ben Hatice'ye değil, neticeye bakarım." diyen kişinin Hatice'yle olan derdi neydi, bilemem ama bence sonuçlardan çok neden önemlidir; çünkü sizi sonuca götüren nedenleri ortadan kaldırmazsanız defalarca aynı sonuca gidersiniz. Eşek bile çamura bir kez yatıyor. Dost acı söyler.

Bugün koçluk sırası bende. Çok sevdiğim birinin canı sıkkın. O anlattıkça benim aklıma da tecrübelerim geliyor. Bazı insanlar haklıyken haksız duruma düşerler öfkelerini koruyamadıklarından. Buna izin vermek istemiyorum ve önce onu sakinleştirerek başlıyorum işe. Öfkesini yenince, sakinleşince ve kendi değeri ona hatırlatılınca duruluyor. İşlem tamamdır. Fabrika ayarlarımıza dönmüş bulunmaktayız.
Bazı insanlar kaosla beslenirler. Kötülükten, yozluktan, karmaşadan, başkalarının zaaflarından... Bazı insanlar ayıplarını ve yaralarını örtmek için başkalarında yara açmaya, başkalarını ayıplamaya çalışırlar; çünkü onlar yüzlerine, gözlerine yansıyan kötü niyetle yüzlerini sürdükleri hayatlara güzellik ve mutluluk getiremezler. Güzel insansa gittiği her yeri güzelleştirir. Bu yüzden güzel insanlarla her yer Paris'tir. Onlarla mekânın, zamanın hiçbir önemi yoktur. Art niyet taşıyan, hayata güzel bakmayı başaramayan insanlarsa gittikleri güzel yerleri bile çirkinleştirirler. İşte ben bu yüzden yüzü, sözü, kalbi, niyeti güzel insanlarla her yere sığabilenlerdenim; çünkü yapıştırılan etiketler onlara rahatsızlık vermez. Söze değil, öze bakar onlar. Kuş kadar hafif hissedersiniz kendinizi.

Birileri hep konuşulur, birileri hep konuşur. Ağzı olan zaten hep konuşur. Elinden iş gelmeyen konuşur; çünkü onun boş vakti çoktur ve boş zamanını kaosla doldurur. İşini güzel yapanlar, hayatın hakkını verenlerse az konuşur; çünkü onlar duruşuyla konuşur... Akıllı olan her şeyi fark eder, aptal ise fark ettiği her şey üzerine konuşur. Susunuz ve gülümsemekle yetininiz. Önceden lafı gediğine koymanın ve ağzının payını vermenin en iyi cevap olduğunu düşünürdüm ama en asil cevap susmakmış. Birileri yaşar ve gerçekleştirir, birileri bakar ve çekiştirir. Bu hep böyledir. Oysa atı alan Üsküdar'ı çoktan geçmiştir.

Çok sevdiğimiz, dost sandığımız insanlardan hangi birimiz hiç kazık yemedik ki? Hangimiz yanılmadık, ağzımızın payını almadık ki? Alın size güzel bir tecrübe. Karşımızdakine kızmak yerine bence önce kendimize kızalım. Söylenenleri ciddiye almayalım; çünkü bunu yapanlar onları ciddiye almanızı, bir hamlede bulunmanızı bekliyorlar. Siz bir şey duymayın. Elbet susarlar. Madonna'nın çok sevdiğim bir sözü var: "Sizinle uğraşılmıyorsa, o gün öldünüz demektir." Madonna bir şey diyorsa haklıdır. Gereksiz eleştiri de gizli hayranlıktır. Tüm bunları bizzat yaşamış, yanılmış ama böylece akıllanmaya başlamış biri anlatıyor. Burada tecrübe konuşuyor. Şimdi silkelenin ve kendinize gelin. Yapacak çok iş var.



BUNLARA DA GÖZ ATABİLİRSİNİZ

0 yorum

BUMERANG

Bumerang - Yazarkafe

BLOG ARŞİVİ

İLETİŞİM

info@diliminayariyok.com